Yerel kalma

Yerel Haberler. Ankara. Mamak. Evde Kal, Müziksiz Kalma. Evde Kal, Müziksiz Kalma. Mamak Belediyesi’nin korona virüs ile mücadele kapsamında başlattığı online yaz konserleri devam ediyor. La Liga yönetimi, Lionel Messi'nin Barcelona ile sözleşmesinin yalnızca 700 milyon euroluk serbest kalma bedelinin ödenmesi halinde feshedilebileceğini açıkladı. Yerel 12.09.2020 - 12:06 Düzce’de 60 yıl önce para koleksiyonunu başlatan Serhat Gür, hayatını kaybedince koleksiyonunu oğluna miras olarak bırakarak, koleksiyonun gelenek olarak devam etmesini istedi. 50 farklı ülkenin tedavülden kalkan paralarının yer aldığı para koleksiyonu 3. kuşakta yaşatılmaya devam ediyor. Bakan Pekcan Twitter’dan “Türkiye’de bulunan kişisel kullanıma mahsus yabancı plakalı kara taşıtlarından, yurtta kalma süresi 1 Şubat 2020 tarihinden sonra bitmiş veya bitecek olanlar için süre sonu gümrük idaresine başvuru yapılmasına gerek olmaksızın 31 Ekim 2020(bu tarih dahil)tarihine kadar uzatıldı” açıklamasında bulundu. Bilim insanları Buz Devri’nden kalan, kusursuz şekilde korunmuş bir köpeğin gövdesini inceleyen bilim insanları beklenmedik bir keşif yaptı. Köpeğin midesinin içinde son tüylü gergedana ait olduğu düşünülen bir parça bulundu. 14 bin yıllık yavru köpeğin midesini inceleyen ... AKUT Bursa İl Temsilcisi Abdullah Nişancıoğlu, kaybolma ya da mahsur kalma olayının olmadığını belirtirken, AKUT’un İstanbul’daki merkezinden yapılan açıklamada ise, kaybolma olayının olmadığı ancak zor bir bölgede 4 AKUT elemanın dün geceden bu yana mahsur kaldıkları belirtildi. La Liga yönetimi, Lionel Messi’nin Barcelona ile sözleşmesinin feshedilebilmesi için 700 Milyon Euro’luk serbest kalma maddesinin ödenmesi gerektiğini duyurdu. Atadan kalma yöntemlerle herhangi bir ilaçlama yapılmadan üretilen çeltik, çiftçilerin en önemli geçim kaynakları arasında yer alıyor. ... YEREL HABERLER Bitlis'te şüphe üzerine ... M.Ö. 1200'lü yıllarda Anadolu'da yaşayan Frigler tarafından kullanılan ve Türkmen Dağı eteklerinde uzun süre gizli kalan tarihi mağaralar ilk defa görüntülendi. 2019 Yerel Seçim Sonuçları ... Ayrıca Messi'nin ise kulüpte kalma şartlarından birinin de yönetim değişikliği olduğu öğrenildi. Bu sezon yönetim ve Abidal ile sorunlar yaşayan ...

Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları Dijital Reklam Ajansı

2020.08.23 16:09 biajansnet Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları Dijital Reklam Ajansı


Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça sorulan sorular için sayfayı aşağıya kaydır. Google’da insanların en çok sordukları soruları ele alarak cevap vermeye çalıştık. Biajans.NET olarak umarım sorularınıza yanıt olmayı başarmışızdır. Bu arada sorunuzun cevabı aşağıda yer almıyorsa bize mail atabilir yada Whatsapp üzerinden sorunuzu sorabilirsiniz.

WEBSİTEM YOK REKLAM VEREBİLİR MİYİM?

Evet verebilirsiniz. Reklam denildiğinde genellikle akla gelen Google Ads (Adwords) reklamları oluyor. Fakat reklamlar Google Adwords’den çok daha fazlası. Günümüzdeki teknoloji ile bugün sosyal medya üzerinden de reklam vermek mümkün. Eğer bu soruyu soruyorsanız muhtemelen websiteniz yoktur. Websitesi olmayanlara tavsiyem websitesi açmak yerine diğer reklam türleri ile başlamak olur. Örneğin; Facebook reklamları. Facebook büyük bir kitle ile reklam verebileceğiniz insanları demografik, yaş, cinsiyet, eğitim vs. gibi bir çok özelliğe göre kitlelere bölebileceğiniz, geniş bir reklam ağıdır. Üstelik Facebook reklam hesabınız üzerinden instagram içinde reklam verebilirsiniz. Sosyal medyada reklam hesabı oluşturup nasıl reklam verilir? Daha detaylı öğrenmek için aşağıdaki bağlantıları kontrol edebilirsiniz.
İnstagram’da nasıl reklam verilir? Facebook’da nasıl reklam verilir? Youtube’da nasıl reklam verilir?
Sıkça Sorulan Sorular: Websitem yok reklam verebilir miyim?

GOOGLE'DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN NE YAPILIR?

Aslında bu websiteniz üzerinde nasıl çalıştığınıza bağlı olarak değişiklilik gösterir. İnternet sitenizin öncelikle arama motorlarına uyumlu bir şekilde hazırlanması gerekir. Sitenize ziyaretçi gelmesini istiyorsanız önce arama motolarının websitenizi sevmesi gereklidir. Web siteniz doğrudan erişimin dışında diğer kaynaklardan da ulaşılabilir durumda olmalı. Örneğin; bir başka web sayfasından yönlendirme, sosyal medyada etkinlik, blog ile desteklemek, backlink ve site içi site dışı bir çok çalışma gerekir. Bunu sağlamak için Google web araçları etkin kullanılmalıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da Üst sıralara çıkmak için ne yapılır?

GOOGLE'DA ARAMA SONÇLARINDA SİTEM GÖZÜKMÜYOR!

Sorunun birden fazla sebebi olduğunu hemen hemen herkes bilir. Başlıca sorunlardan birisi doğru yapılandırılamamış olmasından ve yetersiz kalmasından dolayı Google sizi indexleyemiyor olabilir. Web tasarımcılarının bir çoğunun bazen eksik yaptığı veya websitesinde eksik bıraktığı taraflar olur. Örneğin; sitenizin içeriklerini eksiksiz girse bile optimizasyonu yarım bırakabilir. Bunu sorgulayamazsınız çünkü Google optimizasyon işlemi uzmanlık ve bilgi gerektirir. Özetle bütçenize ve web tasarımcınızın profesyonelliğine kalmıştır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da arama sonçlarında sitem gözükmüyor!

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN WEB SİTENİZİN OLMASI GEREKİR Mİ?

Kendinize ait site oluşturmak istemiyorsanız, sosyal sayfalardaki ( Facebook, İnstagram gibi ) açacağınız tanıtım sayfaları yada e–ticaret hizmeti sunan kuruluşların bünyesinde oluşturacağınız dükkan bölümünüze ait linklerle bağlantılı reklam çalışması yapılabilir.
Bu süreçte sunacağınız ürün ya da hizmetlerin niteliklerini belirlemeli, ulaşmak istediğiniz hedef kitle ve reklam bütçenizi ayarlayarak, Google çalışma ortağı bir ajansla yola çıkmanız hedeflerinize çok daha hızlı ulaşmanızı sağlayacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için web sitenizin olması gerekir mi?

FACEBOOK’TA REKLAM VERMEYE NASIL BAŞLANIR?

Facebook reklamlarına bir ajans yada kendiniz-kişisel olarak başlayabilirsiniz, biajans.net uzman ekibi ile büyük ve küçük her türlü işletmenin dijital pazarlama, reklam faaliyetlerini ve hesap yönetimini sağlamaktadır.
Facebook reklamlarına biajans ile veya firma içinde kişisel yönetimiyle başlamak için temel ihtiyaçlarınız şunlardır.
Facebook sayfanız olmadan reklam verilemez, eğer Facebook sayfanızı instagram hesabınıza da bağlarsanız Facebook üzerinden Instagram reklamlarını da yönetebilirsiniz.Facebook reklam hesabınızla kampanyalar oluşturabilir, reklam setleri ayarlayabilir ya da yeniden hedefleme reklamları açabilirsiniz.
Facebook ile sadece metin odaklı reklamlar verilememektedir, reklamlarınızın doğru çalışması için en az 1 fotografa ya da 1 videoya ihtiyacınız olacaktır.Biz Facebook reklamları için videoların kullanılmasını öneriyoruz, bu sayede reklamlarınızdan daha fazla verim ve istatistik elde edebilirsiniz.
Sektörünüz yada ürününüzle ilgili hedef kitleyi iyi tanımalısınız ve detaylı hedeflemelerde daraltmaları kullanarak daha iyi hedeflemeler yapmalısınız.
Amaçlar ve tanımlar iyi yapılmış olmalı, hedef kitlenizi iyi seçtikten sonra kampanya türünüzü en iyi şekilde ayarlamalısınız, trafik reklamları ile ilk öncelik satış olmayacaktır, aynı şekilde marka bilinirliği reklamları ile doğrudan bir trafik artışı beklenemez, hedef kitle ve firmanın reklam amacına göre reklam türünüzü iyi optimize etmelisiniz.
Facebook Pixel veri takip kodunun web sitenize entegre edip doğru çalışmasını sağlayarak tıklama başına maliyetler gibi parametrelerinizi takip edebilirsiniz.
Not: Bu konu hakkında daha fazla bilgi almak için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? adlı yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook’ta Reklam Vermeye Nasıl Başlanır?

İNSTAGRAM REKLAMLARINI NASIL VEREBİLİRİM?

İnstagram Reklamlarını Facebook üzerinden oluşturuyoruz. Başlamak için, Facebook’un reklam yöneticisi bölümüne gidin ve “oluştur ” seçeneğine tıklayın. Tabi bir Business hesabınızın olması gerekiyor.
Yapmanız gereken ilk şey, reklam verme amacınızı seçmektir. Reklam verme amacı, potansiyel müşterileriniz reklamınızı gördüğünde yapmasını istediğiniz eylemdir.
Ya da Sadece marka bilinirliğinin arttırılmasını mı istiyorsunuz ?
O zaman marka bilinirliği seçeneğini seçmelisiniz.
Satış mı yapmak istiyorsunuz ?
o zaman dönüşüm reklamları arasından bir seçenek seçmelisiniz.
Müşterilerinizin form mu doldurmasını istiyorsunuz ?
Yanında bir huni amblemi olan potansiyel müşteri bulma yani form reklamlarını seçmelisiniz.
Tam olarak hangi eylemleri yapmak istediğinizi düşünün ve bu hedefi reklam oluştururken seçin.
Daha detaylı bilgi edinmek için; İnstagram Reklamları isimli sayfamıza bir göz atın.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklamlarını nasıl verebilirim?

REKLAMLARIMIN GOOGLE’DA 1. SIRADA OLMASINI NASIL SAĞLAYABİLİRİM?

Ortalama olarak, arama sonuçlarının ilk sayfasında veya üst kısmında gösterilen reklamlar, diğer arama sonuçları sayfalarındaki reklamlara kıyasla çok daha fazla tıklama alır. Google Ads, reklamların bu değerli konumlarda gösterilmesini sağlamak için teklifleri belirlerken kullanabileceğiniz tıklama başına maliyet (TBM) teklif tahminleri sağlar.
Bu makalede ayrıca ilk sayfada görünme, sayfa üstünde görünme ve ilk konum teklifi tahminleri ve bunların nasıl bulunacağı açıklanmaktadır.

Teklif tahminleri hakkında

Bir arama sorgusu anahtar kelimenizle tam olarak eşleştiğinde reklamlarınızın arama sonuçlarının ilk sayfasında gösterilmesine yardımcı olmak için, Anahtar kelimeler sekmesinde 3 tür teklif tahmini vardır.
İlk sayfa teklifi tahmini: reklamın, arama sonuçlarının ilk sayfasında herhangi bir yerde gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
Sayfanın üstünde görünme teklifi tahmini: Reklamın, ilk sayfadaki arama sonuçlarının üstünde yer alan reklamlar arasında gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
İlk konum teklifi tahmini: Reklamınızın ilk reklam konumunda gösterilmesi için ayarlamanız gereken tahmini teklif tutarıdır.
Kaynak: Google Ads Yardım
GOOGLE’DA REKLAM VERMEK İSTEYENLER İÇİN 10 İPUCU
Sıkça Sorulan Sorular: Reklamlarımın Google’da 1. sırada olmasını nasıl sağlayabilirim?

GOOGLE’DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN SEO MU YOKSA GOOGLE ADWORDS MÜ?

Bu aslında sizin ne kadar aceleniz olmasına bağlı olarak tercih meselesidir. Yani kısaca anlatmak gerekirse, eğer yeni başlamış ve 1 yıl sonrası için bir satış yada hizmet planınız varsa bu 1 yıl için reklam vermeniz çok bir şey değiştirmez. 1 yıl boyunca SEO ile web sitenizi destekleyebilir ve sonrasında zamanı geldiğinde reklam verebilirsiniz.
Bir diğer yoldan siteniz aktif ve hizmet veren bir web sitesiyse ve organik aramalarda google’da çok gerilerdeyseniz potansiyel müşterileriniz size ulaşamaz. İşte burada da Adwords devreye giriyor. Yani SEO yapılmamış bir sitenin alt yapısı çok sağlam olmadığından senelerce hizmet vermiş olsun yinede google’da 1.sayfaya gelemez böyle bir durumda reklam vermek en mantıklı yoldur.
Bir diğeri ise ikisi bir arada, yani hem SEO hemde Adwords ile ilerlemek. Bu en çok önerdiğim yoldur. Çünkü Google’da reklam verirken bile, örneğin seçtiğiniz anahtar kelimeler bile sayfanızda yer almıyorsa kalite puanınız düşer. Yine aynı zamanda doğru açılış sayfalarınız yoksa seçtiğiniz anahtar kelimeyi mecburen aanasayfaya yada en yakın olan bir sayfaya yönlendireceksiniz ve buda adwords için alakasız olacaktır, kalite puanınız düşecektir. Bu arada Adwords’de kalite puanının düşük olması rakiplerinizden daha fazla para harcayarak reklam vermeniz anlamına gelir.
Ayrıca her zaman reklam verecek bir bütçeniz olmayabilir. Haftanın 3 günü reklam verdiğinizi düşünürsek geriye kalan 4 gün Google’da kaybolucaksınız. Yani görünmeyeceksiniz. Tabi SEO’nuz yoksa!
Konuyu daha kapsamlı anlattığım yazımalarıma bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu SEO Anahtar Kelimeler Nelerdir? Sayfa İndirme Hızı Neden Önemli?
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da üst sıralara çıkmak için SEO mu yoksa google Adwords mü?

WEB SİTEM KAÇ GÜNDE HAZIR OLUR ?

Web sitem kaç günde hazır olur? Web sitesi yaptırırken neler istediğinize bağlı olarak bu süre değişir. Örneğin tek seferlik bir site kurulumu (Sadece site kurulumu ve içerikleri girme) ortalama max 7-8 gün sürer. Fakat siteye SEO yapılacak mı? Reklam hesapları kurulacak mı? Sosyal medya hesap kurulumu-paylaşım planlama-yönetimi, backlink özel tasarım, Logo, Kurumsal kimlik oluşturma gibi bir çok şey sitenin yapılma süresini uzatır. Örneğin bir SEO yaptırmak istediğinizde aslında yukarıdaki her şeyi istemiş oluyorsunuz. Ve SEO en kısa süre olarak 6 ayda tamamlanıyor.
Peki 6 ay boyunca site kullanılmayacak mı? Tabiki kullanılacak site 1 hafta içinde kullanıma açılıyor. Sadece Google’da değerli bir konuma gelmesi, yani potansiyel müşterilerin sizi görebilmesi en az 6 ay sürüyor.
Yani kısacası düz bir sitenin tamamlanması en geç 7 gün sürer diyerek sorumuzu yanıtlamış olalım.
Sıkça Sorulan Sorular: Web sitem kaç günde hazır olur ?

İNSTAGRAM REKLAM FİYATLARI NEDİR?

İnstagram reklam fiyatları talepleriniz ve rekabetinize göre değişiklik gösterir. Bu sizin ne kadar rekabete gireceğiniz ve ne kadar kişiye gösterim yapacağınıza bağlı olarak değişir. İnstagramda reklam verirken belirleyeceğiniz tarihler yine bu fiyatı değiştirir. Yada süresiz yayınlamak gibi.
Mesela bir reklam oluşturup günlük 50 tl bütçe vererek ve süresiz yayınla diyerek reklamınızı oluşturdunuz. Bu reklam 50 tl günlük olarak her gün yayınlanacaksa aylık sizin reklam bütçeniz 1550 TL olur. Bunu aylık değilde sadece hafta sonları yayınlamak haftalık 100 TL harcamanızı sağlar. Tabi bunun yanı sıra verdiğiniz rakam karşılığında gösterim sayınızda düşü yada artış olabilir.
Google ads’de olduğu gibi Sosyal medya reklamlarında da gösterim başına ücret ve rekabet vardır. Doğru kitleyi seçmediğiniz taktirde belirlediğiniz rakamı harcarsınız fakat sitenize tıklama yada telefonunuza arama alamazsınız. Buda sizi zarar ettir.
Eğer instagram’da reklam vermek istiyor ve reklam konusunda tecrübesizseniz kendi başınıza vermemenizi bir uzman ile çalışmanızı tavsiye ederim.
İnstagram Reklamları sayfamızı inceleyerek daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklam Fiyatları nedir?

REKLAM VERMEK İÇİN NE YAPMALI?

Reklam vermeden önce karar vermeniz gerekiyor. Peki neye?
Tabiki reklamı nerede vereceğinize. Gogole Adwords’de mi? Yoksa sosyal medyada mı?
Buna karar verdikten sonra ise gerekli kaynaklara sahipmisiniz? Websiteniz varmı? Reklam vermeye müsait sayfalar var mı? Yada Sosyal medya hesap profillerimin durumu ne?
Reklam vermek kolay gözükebilir ama bir çok etken verdiğiniz reklamın kalitesiz olmasını sağlayabilir. Örneğin Adwords’de bir reklama çıktınız Ads’de ki anahtar kelimelerinizin web sitenizde olmaması kalite puanınızı düşürür. Ve kalite puanınızın düşmesi, rakiplerinizden daha fazla para harcayarak aynı yerde bulunmanızı sağlar. Öte yandan insanlar reklama tıkladıktan sonra açılan bir sitenin görünümüne açılma hızına bakarlar doğru sayfada olup olmamaları müşterilerinizin kararlarını değiştirir. Örneğin geç açılan bir site için potansiyel müşterileriniz beklemez zaman onlar için olduğu gibi hepimiz için önemlidir ve internette hızlı gezinebildiğimiz bir zamanda sitenizin yavaş açılmasına kim sabredebilir ki?
Yukarıda anlattığım bir kaç benzetme reklam vermeden önce düşünmeniz gerekenlerdi. Şimdi “Reklam vermek için ne yapmalı?” sorusuna gelelim..
Diyelim ki reklam vermek için hazırsınız. Ve kararlısınız.
Reklam vermek için bir uzman ile çalışmanız gerekiyor. Eğer bu konuda tecrübeniz yoksa büyük geri dönülmez hatalara sebebiyet verebilirsiniz. Reklamı kendiniz vermek istiyorsanız eğer, bununla ilgili makaleler okuyup videolar izlemeniz gerekiyor. Hatta kursa giderek bir sertifikasyon programına girmeniz gerekli bunu bir meslek haline getirmeniz gerekiyor.
Ve sonrasında da yapmakta olduğunuz hale hazırda ki işinizi bırakabilirsiniz artık reklam uzmanısınız. 🙂
İşin espirisi bir kenara insanlar reklam için bir uzman kiralamak yada bir ajans ile çalışmayarak reklamı küçümseyip bende yapabilirim diyor. Ve yapıyor’da fakat yapabildiği tek şey videolarda izlediği gibi bir reklam kampanyası oluşturmak. Fakat reklam bütçesi eksilirken müşterisi reklamdan gelmiyor.
Genel bir istatistiğe göre küçük işletmelerin %67 si önce reklamı kendi veriyor ve sonrasında bir ajans ile çalışmaya başlıyor.
Sıkça Sorulan Sorular: Reklam vermek için ne yapmalı?

NASIL İLK SAYFADA ÇIKABİLİRİM?

İlk sayfaya çıkabilmenizin bir den fazla yolu vardır. Sitenizin google’ın istediği gibi yayınlanması bunların en başında geliyor. Bu çok kapsamlı ve detaya giren bir konu. Örnek vermek gerekirse, İlk sayfaya çıkmanızı sağlayacak en önemli olay SEO’dur. SEO olan bir sitesi doğru seo yapılmasıyla birlikte zamanla ilk sayfaya çıkabilir.
Bir diğer yol ise Google Ads ile ilk sayfaya reklam olarak çıkabilirsiniz. Bu SEO’ya göre daha az zaman içinde 1 sayfaya çıkmanızı sağlar. Fakat reklam bütçenizin bitmesi ile 1 sayfada kalma sürenizde dolar.
Bu sebepten en iyi yol SEO ile 1 sayfaya çıkmaktır.
Dilerseniz aşağıda ki bağlantılara tıklayarak konuyla alakalı içeriklerimizi inceleyebilirsiniz.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler için 10 İpucu Dijital Reklam Ajansı Nedir? Seo Anahtar Kelimeler Nedir?
Sıkça Sorulan Sorular: Nasıl İlk Sayfada Çıkabilirim?

WEB TASARIM NEDİR?

Web tasarımı, web sitesinin arama motorlarında erişilebilirliğini sağlayan, ana hatları ile kişi ve kurumları, ürün ve hizmetleri tanıtan grafik ve metinlerin bir araya geldiği kaliteli bir çalışmadır. Web tasarım nedir? denildiğinde kısaca kişi ve kurumların dijital ortamda görünen yüzü denilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Nedir?

GOOGLE ADWORDS NEDİR?

İnsanlar Google’a bir çok şey sorarlar.. Örneğin; Google Adwords nedir? yada Çengelköy’de Pizza gibi aramalar yaparlar. Bu kelimelere reklam verdiğinizde ise bu soruyu soran kullanıcının karşısına, reklamınız sayesinde sizin siteniz gösterilir. Anahtar kelimeler örnekti. Bunu kendi sektörünüz kendi hizmetlerinize göre değişen anahtar kelimeler ile kendinize göre ayarlayabilirsiniz. Örneğin bir rent a car hizmeti veriyorsanız ve üsküdar’da hizmet veriyorsanızı reklam Adwords’de reklam verirken “Üsküdar’da araç kiralama” anahtar kelimesini eklediğinizde google bu kelimeyi yazan üsküdarda araç kiralama arayan kullanıcılara reklamınız gösterilir.
Yani kısacası, Google Adwords, Google aramalarda ve haritalarda işletmenizin sunduğu ürün veya hizmetlerin kullanıcılara daha kolay ulaşabilmesini sağlayan bir internet reklamcılığı sistemdir.
Sıkça Sorulan Sorular: Google Adwords Nedir?

WEB TASARIM NEDEN ÖNEMLİDİR?

Web tasarım önemlidir. Çünkü düzgün ve kaliteli tasarlanmış bir web sitesi kullanıcıların gözünden bakıldığında zaman geçirmek için kayda değerdir. Ayrıca web tasarımı sadece kullanıcı açısından değil google içinde çok önemlidir. Sitenize puan verir ve index değerinizi hızlandırır. Doğru yapılmış bir tasarım ile hem masaüstü bilgisayarlarda hemde telefon, tablet gibi diğer mobil cihazlarda duyarlı çalışır.
Yani aslında web tasarım yaparak markanızı kullanıcılara ve Google kimlik olarak imaj olarak algılattırır.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Neden Önemlidir?

RESPONSİVE TASARIM NEDİR?

Responsive duyarlı anlamına gelmektedir. Yani kısacası web sayfanızın bilgisayarlardaki görüntüsünün bozulmadan tablet, telefon gibi mobil cihazlarda da aynı kalitede ufaltılmış duyarlı halidir.
Sıkça Sorulan Sorular: Responsive Tasarım Nedir?

SEO'NUN FAYDALARI NELERDİR?

Aslında bu soru çok genel ve uzun cevaplara dayanıyor. Fakat kısaca anlatmak gerekirse Seo 7/24 ücretsiz reklam vermek gibidir.
Google ads ile reklam vererek 1. sayfa da yer alabilirsiniz. Ama bunun için ödeme yapmanız gerekmektedir.
Fakat SEO ile hazırlanmış veb sitesi çalışma yaptığınız anahtar kelimelerde Google’da 1. sayfada ücretsiz ve kesintisiz olarak gösterilirsiniz.
Tabi SEO uzun vadede devamlılık gerektiren bir yoldur. Minimum 6 ay seo çalışması ile belirlenen çalışılmış kelimelerde yükselirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: SEO’nun faydaları nelerdir?

SOSYAL MEDYA YÖNETİMİ NEDİR?

Sosyal medya yönetimi; Dijital ortamda sayfa ve hesapların kullanılırken bunun nasıl olması gerektiğini, nasıl yollar izleneceğini, herhangi bir durum karşısında hangi yöntemlere başvurulacağını, marka tanıtım ve yönetimlerinin nasıl olması gerektiğini ve tüm bunların düzenli ve uyumlu bir şekilde yönetilmesine verilen addır. Sosyal medyanın günümüzde sahip olduğu yer çok güçlüdür.
Hedef kitle belirleme sosyal medya yönetimin en önemli noktalarındandır. Yaş aralığı, cinsiyet, ilgi alanları belirlenen kitlenin bilinmesi gereken unsurlarındandır. Hedef kitlenin ilgisini çekmek adına anket yapılabilir. Ve hatta özel günlerde verilen hediyelerle birçok kişi çekilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Sosyal Medya Yönetimi Nedir?

MOBİL SEO NEDİR?

Mobil SEO sitenizin iç seo ayarlarını yapmanız gibi mobilede de etki edeceğini bilmelisiniz.
Eğer web sitenizi zaten arama motorları için optimize ettiyseniz, mobil SEO çalışmaları için çok da yorulmayacaksınız diyebiliriz.
Bir mobil sitenin dizaynı, kullanıcılar ve arama motoru botları için çok önemlidir. Mobil dizayn ile ilgili yapılması gerekenler:

Responsive Tasarım mı, Ayrı Mobil Site mi?

Web siteniz Mobil uyumlu değilse, vermeniz gereken en önemli karar: Mobil sitenizin; responsive mi, dinamik mi yoksa ayrı mobil site mi olacağıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Mobil SEO Nedir?

ORGANİK ARAMA NEDİR?

Sitenize SEO uyguladığınızda reklam vermeden google aramalarda potansiyel müşterileriniz tarafından bulunmanızı sağlayan aramaya verilen isim Organik Aramadır.
Organik aramalarda yani reklamsız ücretsiz googleda arandığınızda bulunabilmeniz SEO ile mümkündür.
Sıkça Sorulan Sorular: Organik Arama Nedir?

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN ANAHTAR KELİME NEDİR?

Google reklamları için anahtar kelimeler sektörel olarak değişir. Her sektör için farklı anahtar kelimeler kullanılır. Örneğin bir ayakkabı satıcısının anahtar kelimeleri ile araba kiralama firmasının anahtar kelimeleri ortak değildir. Sektöre göre değişiklik göstermektedir.
Anahtar kelimelerinizi ayarlarken bu kelimeleri reklamlarda kullanmadan önce sitenizde de yer aldığına dikkat edin.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için anahtar kelime nedir?

NEDEN İNSTAGRAM REKLAMLARI?

İnstagram reklamları google reklamları (Google Ads) farkı tamamen sizin yaptığınız işe bağlıdır. İnstagramda ki kullanıcı kitlesi sizin potansiyel müşteriniz olabilir. Yada Google aramalarda ki. Bu tamamen sizin verdiğiniz hizmetle ilgilidir.
Örneğin; Sizin kitleniz gençlerden oluşan ve sadece erkekleri baz alabileceğiniz bir kitle var. Ve bu kitleye Yüzme etkinliği yapıyorsunuz. Bunu adwords’de yapmanız daha zor ve uğraş gerektirir. Fakat instagram üzerinden bu genç kitleye görseller ile yada video ile bir reklam paylaşarak daha kısa ve net bir şekilde ulaşabilirsiniz.
Fakat dediğim gibi bu kitleye adwords’de de ulaşabilirsiniz. Bu tercih meselesidir. Fakat bazı durumlarda adwords bazen instagram ve hatta bazen kitlenizin facebook’da olduğunu görebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Neden İnstagram Reklamları?

FACEBOOK REKLAM MODELLERİ

Facebook size reklam verme amacınıza uygun modeller sunar. Bu reklam modelleri temelde şöyledir;
1) İnternet Sitesi Tıklamaları
2) İnternet Sitesi Dönüşümlerini Artırma
3) Sayfa Tanıtımını Yapma
4) Gönderileri Öne Çıkarma
5) Uygulama Yüklenmesini Sağlama
6) Uygulama Etkileşimini Artırma
7) İşletmenizin Yakınındaki Kişilere Erişme
8) Etkinlik Katılımını Artırma
9) İnsanların Teklifinizi Almasını Sağlama
10) Video görüntülemeleri
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklam Modelleri

FACEBOOK REKLAMLARI ETKİLİ Mİ?

Bu soruyu yanıtlamadan önce Facebook’un kullanım oranlarına dair kısa bir bilgi verelim. Facebook, son rapora göre toplamda aylık 2,13 milyar kullanıcıya sahip. 7,6 milyar olan dünya nüfusu göz önünde bulundurulduğunda her 3-4 kişiden birinin aktif olarak Facebook kullandığını söyleyebiliriz. Üstelik Facebook’ta hemen hemen her kesimden kullanıcı bulunuyor. Her yaştan, cinsiyetten ve meslekten kullanıcının yer aldığı Facebook’ta bu kadar çok kullanıcının olması da markaları bu kanaldan reklam yayınlamaya yönlendirdi.
Öncelikle yeni kurulan bir markanız varsa veya Facebook’ta yeni bir sayfa açtıysanız reklam çalışması oluşturmalısınız. Çünkü Facebook’un algoritması değişti. Yeni algoritmaya göre Haber Kaynağı’nda yani ana sayfada kişisel Facebook hesaplarının paylaşımları yer alacak. Bu sebeple markaların işletme sayfalarında gönderi paylaşmaları yeterli değil. Kendilerini ön plana çıkarabilmek, kullanıcıların görmesini sağlamak için reklam yayınlamak şart. Üstelik yeni kurulan bir Facebook hesabı için sayfa beğeni reklamı açılmalıdır. Mevcut takipçisi olmayan veya az olan işletme sayfalarının etkili olabilmesi de oldukça zor.
Daha fazla bilgi edinmek için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? isimli yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklamları Etkili mi?
Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
Daha fazla bilgi için; https://biajans.net/sikca-sorulan-sorula
Daha fazla sormak istediğiniz soru varsa

Bizimle Konuşmaktan Çekinmeyin

Tek seferlik Ads Kampanyası oluşturmak mı istiyorsun? Yoksa reklam hesabının aylık yönetilmesini mi? Eğer hala karar veremediysen bizimle iletişime geç birlikte karar verelim.
Bunlardan birine ihtiyacın olabilir; Web Tasarım, SEO, Sosyal medya reklamları veya Logo tasarımı. Aşağıdaki E-posta hesabına mail atabilir yada direk arayabilirsin.
Email [[email protected]](mailto:[email protected])
Call Now! +90 530 460 6357
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.26 22:51 karanotlar Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı Byung-Chul Han: Koronavirüs bizi bir ‘sağ kalma toplumuna’ indirgedi

Ahmet Çınar
Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, koronavirüsle birlikte ortaya çıkan toplumu “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu” olarak nitelendiriyor. İspanya merkezli uluslararası haber Ajansı EFE muhabirleri Carmen Sigüenza ve Esther Rebollo’nun sorularını yanıtlayan Han, “Bu gidişle sanki daimi bir savaş halinde yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak nihai gerçeğimiz haline gelecek” diyor. EFE’de yayımlanan söyleşiyi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.
Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, Efe’yle bir röportajında Covid-19 sonrası dünyayı böyle gördüğünü anlatıyor: “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu.”
1959’da Seul’de doğan Han, halen yaşadığı Almanya’da felsefe, edebiyat ve teoloji çalıştı. Kaçınılmaz olarak toplumu tükenme noktasına götüren aşırı bilgi ve olumluluğun, aşırı şeffaflık ve aşırı tüketimciliğin istilası altında olduğunu belirttiği modern toplumu eleştiren önemli seslerden birisi.
Hem yerel hem de küresel şöhrete sahip Koreli felsefeci, koronavirüsün gözetleme rejimleri ve biyopolitik karantinalar dayatmasına, özgürlükleri daraltmasına, hazza son vermesine ve kitlesel histeri ve korku ortamında bir insaniyet yoksunluğunu açığa çıkarmasına dair endişelerini EFE’yle paylaştı.
Han, Covid-19’un gizli sosyal farklılıkları ortaya çıkardığını vurgularken, “küreselleşmenin ilkelerinden birinin kârları maksimize etmek” olduğuna, “sermayenin insan sevmediğine” ve “ölümün demokratik olmadığına” dikkat çekiyor. Ona göre, salgının zirve noktasında bu nitelikler “ABD ve Avrupa’da pek çok hayata mal oldu.”
Byung-Chul Han bu krizin “dünyanın gücünün Batıdan uzaklaşarak biraz daha Asya’ya doğru kaymasına” yol açacağından emin –bu, yeni bir çağın şafağı.
Covid-19 insanın savunmasızlığını demokratikleştirdi. Artık daha kırılgan ve daha yönlendirilebilir olduğumuzu düşünüyor musunuz? Otoriterizm ve popülizmin kucağına düşmemiz daha mı kolay olacak?
Covid-19 şu anda insanın savunmasızlık ya da ölümlülüğünün demokratik olmadığını ama sosyal konuma bağlı olduğunu gösteriyor. Ölüm demokratik değildir. Covid-19 hiçbir şeyi değiştirmedi. Ölüm hiçbir zaman demokratik olmamıştı. Özel olarak salgın ise toplumlardaki farklılıkları ve toplumsal değişimi açığa çıkarıyor. Birleşik Devletleri düşünün. Diğer gruplarla kıyaslandığında, çok daha fazla sayıda Afro-Amerikalı ölüyor. Aynı durum Fransa için de geçerli. Paris’i düşük gelirli kenar mahallelere bağlayan metro vagonları tıka basa doluysa sokağa çıkma yasağının ne anlamı var? Banliyöden gelen göçmen kökenli yoksul emekçiler temastan kaçınamaz ve Covid-19 nedeniyle ölür. Çalışmak zorundasınızdır. Bakıcılar, fabrika çalışanları, temizlikçiler, satıcılar ya da çöpçüler evden çalışamaz. Öte yandan, zenginler şehir dışındaki villalarına çekilirler. Dolayısıyla, salgın sadece tıbbi değil aynı zamanda sosyal bir sorundur. Almanya’da ölü sayısının o kadar yükselmemesinin bir başka nedeni de sosyal sorunların diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’deki kadar ciddi olmamasıdır. Almanya’daki sağlık hizmetleri sistemi ABD, Fransa, İngiltere ya da İtalya’dakinden çok daha iyi durumdadır. Ama Covid-19 Almanya’da bile sosyal farklılıkları ortaya çıkarır. Almanya’da da sosyal açıdan zayıf olan daha önce ölür. Arabanın masrafını karşılayamayan yoksullar otobüsler, tramvaylar ve metrolara doluşur. Covid-19 bize ikinci sınıf bir toplumda yaşadığımızı gösterir. İkinci sorun ise Covid-19’un demokrasiye uygun olmamasıdır. Korkunun otokrasinin beşiği olduğu gayet iyi bilinir. Bir kriz durumunda insanlar güçlü liderler ister. Viktor Orban büyük ölçüde bundan yararlanıyor. Olağanüstü hali normalmiş gibi gösteriyor. Ve bu da demokrasinin sonudur.
Özgürlük ya da güvenlik? Salgınla mücadele için ödeyeceğimiz bedel nedir?
Salgın nedeniyle bir biyopolitik gözetleme rejimine doğru ilerliyoruz. Yalnızca iletişimimizi değil bedenlerimizi de: sağlığımız dijital gözetlemeye tabi olacak. Kanadalı yazar Naomi Klein’a göre, krizler yeni bir kurallar sisteminin habercisidir. Bu salgın şoku, sürekli olarak sağlık durumumuzu izleyen bir biyopolitik disiplin toplumunda, denetleme ve izleme sistemiyle bedenlerimizin kontrolünü ele geçiren dijital biyopolitikanın küresel olarak yerleşmesini sağlayacak. Batı, salgın şoku karşısında liberal ilkelerinden vaz geçmek zorunda kalacak. Sonra da özgürlüğümüzü kalıcı olarak kısıtlayan bir biyopolitik karantina toplumuyla karşı karşıya kalacak.
İnsanların yaşamında korku ve güvensizliğin sonuçları nelerdir?
Virüs bir aynadır. Nasıl bir toplumda yaşadığımızı gösterir. Önünde sonunda ölüm korkusuna dayalı olan bir sağ kalma toplumunda yaşıyoruz. Bugün, sanki daimi bir savaş haline yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak nihai gerçeğimiz haline geliyor. Yaşamın tüm güçleri yaşamı uzatmak için kullanılıyor. Sağ kalma toplumları iyi yaşama duygusunu tümüyle yitirir. Haz, kendi içinde bir amaç durumuna yükseltilen sağlığa feda edilir. Sigara yasağı örneğindeki katı yaklaşım sağ kalma histerisine tanıklık eder. Hayat giderek yalnızca sağ kalma çabasına dönüştükçe ölüm korkusu da artar. Salgın, özenle bastırdığımız ve dışladığımız ölümü tekrar görünür kılar. Kitlesel medyada sürekli olarak ölümün yer alması insanları sinirlendirir. Sağ kalma histerisi toplumu fazlasıyla acımasız yapar. Komşunuz, uzak durulması gereken olası virüs taşıyıcısıdır. Yaşlı insanların bakım evlerinde yalnız ölmesi gerekir çünkü bulaşma riski nedeniyle kimsenin onları ziyaret etmesine izin verilmez. Yaşamı birkaç ay uzatmak yalnız ölmekten daha mı iyidir? Sağ kalma histerimiz sayesinde iyi bir yaşamın ne olduğunu tamamen unuttuk. Sağ kalmak için, hayatı yaşanmaya değer kılan her şeyi gönüllü olarak feda ettik: sosyallik, topluluk ve yakınlık. Salgın göz önüne alınarak, temel hakların radikal biçimde kısıtlanması hiç tartışmasız kabullenildi. Paskalyada bile dini törenler yasaklandı. Papazlar da sosyal mesafe uyguladı ve koruyucu maske taktı. İmanı sağ kalmaya feda ettiler. Mesafeyi korumak iyilik anlamına geliyor. Virüs bilimi ilahiyatın gücünü elinden alıyor. Herkes mutlak yorum egemenliğine sahip virologları dinliyor. Yeniden diriliş hikayesinin yerini sağlık ve sağ kalma ideolojisi alıyor. İnanç, virüs karşısında yozlaşarak bir güldürüye dönüşüyor. Ve bizim Papa Francis? Aziz Francis cüzzamlılara sarılmıştı… Virüs korkusu ve paniği abartılıyor. Almanya’da koronavirüs nedeniyle ölenlerin yaş ortalaması 80 ya da 81. Almanya’da ortalama yaşam beklentisi 80,5. Virüse verdiğimiz panik tepkisi toplumumuzda bir şeylerin yanlış olduğunu gösteriyor.
Koronavirüs sonrası toplumumuz doğaya daha fazla saygı duyar mı, daha adil ve iyi olur mu? Yoksa bizi daha bencil ve bireyci mi yapar?
“Denizci Sinbad” diye bir masal var. Sinbad bir seyahatinde Cennet bahçesine benzeyen küçük bir adaya varır. O ve yanındakiler adada ziyafet çeker, yürüyüş yapar ve bir ateş yakarak kutlarlar. Sonra aniden ada eğrilir. Ağaçlar eğrilir. Aslında ada dedikleri şey uzun zamandır hareketsiz olduğu için üzerinde kum biriken ve ağaçlar büyüyen dev bir balığın sırtıdır. Sırtında yakılan ateş balığı rahatsız etmiştir. Balık derine dalar ve Sinbad denize düşer. Bu masal bir meseldir: insanda temel bir körlük olduğunu öğretir. Neyin üstünde durduğunu bile göremez ve kendi yıkımını hazırlar. Alman yazar Arthur Schnitzler, yıkım merakı açısından insanlığı bir hastalıkla kıyaslar. Dünya üzerinde insafsızca çoğalan ve sonunda bizzat konakçıyı mahveden bir virüs ya da bakteri gibi davranırız. Büyüme ve yıkım birlikte gelir. Schnitzler insanların yalnızca ilkel seviyeleri anlayabileceğine inanır. Üst seviyelere ise bir bakteri kadar kördür. Dolayısıyla, insanlık tarihi -insanın ille de zarar verdiği- ilahi olana karşı sonsuz bir bir mücadelenin tarihidir. Salgın, insanın acımasızlığının bir ürünüdür. Son derece hassas olan ekosisteme acımasızca müdahale ederiz. Paleontolog Andrew Knoll insanın evrim pastasının yalnızca kreması olduğunu söyler. Gerçek pasta ise o narin yüzeyi istediği zaman yarıp geçme ya da istila etme tehdidi içeren bakteri ve virüslerden oluşur. Bir balığın sırtının güvenli bir ada olduğunu sanan denizci Sinbad insan cehaletinin kalıcı bir metaforudur. Doğa güçleri tarafından uçurumun derinlerine atılarak parçalanması sadece bir an meselesiyken, insan kendisinin güvende olduğunu düşünür. İnsanın doğaya sergilediği şiddet daha güçlü olarak ona geri döner. Bu, Antroposen diyalektiğidir. Bu İnsan Çağında, insanoğlu hiç olmadığı kadar büyük tehdit altındadır.
Covid-19 küreselleşme için ölümcül bir yara mıdır?
Küreselleşmenin ilkelerinden biri de kârları maksimize etmektir. Örneğin, koruyucu maske ya da ilaç gibi tıbbi ürünlerin üretimi Asya’ya taşınmıştır. Bu durum, Avrupa ve ABD’nde pek çok yaşama mal oldu. Sermaye insan sevmez. Artık insanlar için değil sermaye için iş yapıyoruz. Marx sermayenin insanı üreme organına indirgediğini söylemişti. Bugün aşırı uçlara taşınan bireysel özgürlük, bizzat sermaye fazlasından başka bir şey değildir. Kendimizi tatmin ettiğimiz inancıyla kendimizi sömürüyoruz. Ama gerçekte birer hizmetçiyiz. Kafka, öz-sömürünün paradoksal mantığına dikkat çekmiştir: hayvan, kırbacı efendinin elinden çekip alır ve efendi olmak için kendini kırbaçlar. Neoliberal rejimde insanlar böylesine saçma bir durumdadır. İnsanlık, özgürlüğünü geri kazanmalıdır.
Koronavirüs ve yarattığı sonuçlar dünya düzenini değiştirir mi? Dünya gücünü kontrol etme ve ona egemen olma mücadelesini kim kazanır? Çin, ABD karşısında güçlenir mi?
Olasılıkla Covid-19 Avrupa ve ABD için hayra alamet değil. Virüs fiziksel bir sınavdır. Liberalizme pek de değer vermeyen Asya ülkeleri -Batı için hayal bile edilemez olan- dijital biyo-politik gözetlemelerin yardımıyla hızla salgını kontrol altına aldılar. Avrupa ve ABD sürüklenip duruyor. Salgın karşısında pulları dökülüyor. Zizek virüsün Çin rejimini devireceğini iddia etti. Zizek yanılıyor. Bunların hiçbiri olmayacak. Virüs Çin’in gelişimini durduramayacağı gibi tam aksi olacak. Çin şimdi salgına karşı başarılı bir model olarak kendi otokrat gözetleme devletini de satacak. Eskisinden daha büyük bir gururla, dünyaya kendi sisteminin üstünlüğünü gösterecek. Covid-19 dünya gücünün biraz daha Asya’ya doğru kaymasını sağlayacak. Bu açıdan bakıldığında, virüs bir dönemin bitişine işaret eder.
(Çeviri: Ayşen Tekşen)
Byung-Chul Han kimdir?
Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı. 1959’da Seul’de doğdu. 1980’lerde Almanya’ya taşınarak felsefe, Alman edebiyatı ve Katolik teolojisine yoğunlaştı. Freiburg’da doktorasını tamamladıktan sonra 2000 yılında Basel Üniversitesi’nin felsefe bölümüne katıldı. Akademik kariyerine çeşitli üniversitelerde devam eden Han, araştırmalarında on sekiz, on dokuz ve yirminci yüzyıl felsefesi, etik, fenomenoloji, kültür kuramı, estetik, din, medya kuramı ve kültürlerarası felsefe gibi konulara yöneldi. Günümüz toplumuna dair derinlikli çözümleme ve eleştirileriyle dikkat çeken Han, 2012 yılından beri Berlin Sanat Üniversitesi’nde ders veriyor. Bazıları birçok dile çevrilmiş on altı kitabı bulunan yazarın eserleri arasında şunlar sayılabilir: Şiddetin Topolojisi, Şeffaflık Toplumu, Zamanın Kokusu, Psikopolitika, Eros’un Istırabı
https://www.a3haber.com/2020/05/21/guney-koreli-felsefeci-kultur-kuramcisi-byung-chul-han-koronavirus-bizi-bir-sag-kalma-toplumuna-indirgedi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.04.14 02:22 ithinksoco Covid-19 Pandemi Sürecinde Google Güncellemeleri

Google Arama ve Google Haritalar'daki Değişiklikler

Geçtiğimiz haftalarda Twitter kullanıcıları Google arama sonuçlarında ve haritalarda kafe ve restoran gibi konumlara yeni etiketler geldiğini fark ettiklerini söyleyen tweetlere yer vermişlerdi. Google'ın alıştığımız etiketlerinin yanında, artık yeme-içme yerlerinin yanında eve teslimat ya da paket servis hizmeti sunup sunmadığına dair bazı etiketler mevcut.
Henüz Türkiye genelinde bu etiketlere rastlamasak da birçok ülke ve şehirde bu uygulamaya geçildi ve yakında Türkiye'de de bu etiketlere daha sık yer verileceğini tahmin ediyoruz.

COVID-19 için Özel Duyuru Yayınlama

Google, pandemi ile ilgili olarak Google Aramalar'da vurgulanabilecek özel duyurular yapmanın yeni bir yolu olduğunu açıkladı. Web yöneticileri, web sayfalarına özel anonslar ve duyurular ekleyebilir.
Google ilk olarak sağlık ve devlet kurumu sitelerinin duyurularını vurgulamak, okul kapanmaları veya evde kalma yönergeleri gibi önemli güncellemeleri duyurmak için yayınladığı bu güncellemeyi diğer web siteleri için de genişletiyor. Daha fazla bilgi için Google'ın COVID-19 duyurularına yapılandırılmış veriler ekleme sayfasına bakabilirsiniz.

Google Haberler'de Yeni COVID-19 Deneyimi

Google, insanların pandemi gündemi hakkında en son yetkili haberleri bulmasına ve bunlarla etkileşime geçmesine yardımcı olmak için ek güncellemeler duyurdu.
Google Haberler'deki yeni COVID-19 güncellemeleri şunları içerir:
Google Asistan da daha fazla dille uyumlu hale getirildi, böylece dünya çapındaki kullanıcılar mobil cihazlarında COVID-19 salgınıyla ilgili en son güncellemeleri akıllı ekranlarından alabilecekler.
Google Haberler'deki COVID-19 başlığından gündemdeki haberleri ve diğer gelişmeleri takip edebilirsiniz.

GoogleAds Reklam Politikasında Yapılan Değişiklikler

Google, mevcut uygunsuz içerik politikasında yaptığı değişikliklerle hassas olaylarda çıkar sağlama ve duyarlılık göstermeme konularınıın önüne geçmeyi hedefliyor.
Uygunsuz içerik politikasının tam listesine göz atmanızı tavsiye ederiz.

Topluluk Hareketliliği Raporlarının Oluşturulması

Büyüyen salgın hastalığa ve bulaşma hızını yavaşlatmak için alınan önlemlere yanıt olarak Google, COVID-19 Topluluk Hareketlilik Raporlarının erken yayımını sundu. Bu raporlar, evden çalışma ve yerinde barınmayı amaçlayan diğer halk sağlığı stratejileri hakkında nelerin değiştiğine dair en son bilgileri sunmaktadır. Raporlar, satış yapan yerler, bakkallareczaneler, parklar, transit istasyonları, işyerleri ve konut gibi farklı üst düzey kategoriler arasında zaman içinde coğrafyaya göre hareket eğilimlerini grafik olarak gösteriyor.
İncelemek isterseniz buraya Türkiye Topluluk Hareketi Raporunu bırakıyoruz.
Google'ın güncellemelerine ve iyileştirmelerine pandemi süresince devam edeceğini tahmin ediyoruz. Hem bireysel duyarlılık sağlamak hem de markanız adına uygulayabileceğiniz yeniliklerden haberdar olmak adına güncellemeleri takip etmenizde fayda var.
Daha önce yayınladığımız Google Ads 2020 Güncellemeleri yazımıza da göz atmanızı tavsiye ediyoruz.

Kaynak: https://www.ithinkso.co/blog-covid-19-pandemi-surecinde-google-guncellemeleri
submitted by ithinksoco to u/ithinksoco [link] [comments]


2020.04.07 00:00 johofilm 7 Nisan 2020 TV Dizi Film Önerisi

7 Nisan 2020 TV Dizi Film Önerisi

7 Nisan 2020 TV Dizi Film Önerisi listesi ile yılın ilk aylarında 7 Nisan 2020 TV Dizi Film Önerisi derledik. 7 Nisan 2020 TV Dizi Film Önerisi listemize bir göz atın. Aile izle - Aksiyon izle - Macera izle - Animasyon izle - Bilim Kurgu izle - Biyografi izle - Dram izle - Fantastik izle - Gerilim izle -

13.Cuma Filmi

📷 13.Cuma Filmi Konusu: 13. Cuma, karanlık bir gücün ortaya çıkmasına neden olan genç bir kadının başına gelenleri konu ediyor. Genç bir kadın, Tekasas’ın güneyinde yaşadığı evinde, başka bir dünyaya açılan şeytani bir cihaz bulur. Cihazın ne olduğunu anlamaya çalışan ve bu yüzden cihazı kullanan kadın, karanlık bir varlığın yeniden ortaya çıkmasına neden olur. Yıllar önce 13. Cuma gülen ölen öfkeli bir ruh, artık genç kadına musallat olmuştur. Saf bir kötülük tarafından inşa edilen evde kalan genç kadın, kendisine musallat olan lanetten kurtulmak için en büyük korkuları ile yüzleşmek zorunda kalacaktır. 13.Cuma izle 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle 13.Cuma izle -

Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak Filmi

📷 Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak Filmi Konusu: Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak, efsanevi bir yaratığın varlığını ispat etmek için zorlu bir maceraya atılan Simon ve Nelly’nin hikayesini konu ediyor. Yerel bir üniversitede asistan olan Simon Picard, kocaayak ile ilgili araştırma yapmaktadır. Simon, kendisine kimse inanmasa da, pek çok ülkede kocaayağı andıran canavarların olduğunu düşünür ve bunu ortaya çıkarmaya karar verir. Bu süreçte bir hayırseverin desteğini alan Simon, teorilerini kanıtlamak için yola koyulmaya hazırlanır. Bu sırada Simon’ın yolu acemi bir dedektif olan Nelly Maloye ile kesişir. Hayatında bir değişiklik arayan Nelly, kocaayağın varlığını ortaya çıkarmak için Simon ile birlikte gitmeye karar verir. Bir kaşifin eski bir günlüğünü rehber alan Simon, Nelly ile birlikte dünyanın yarısını dolaşır. Sonunda kendilerini eski çağlardan kalma bir yerde bulan ikili, efsanevi yaratığın inine doğru ilerlerken, bir dizi tehlike ile karşı karşıya kalır. Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle -

Anna Filmi

📷 Anna Filmi Konusu: Anna, işinde oldukça başarılı olan suikastçı bir kadının hikayesini konu ediyor. Anna Poliatova, temelde bir suikastçıdır ama asla normal bir suikastçı değil. Onun çarpıcı güzelliğinin altında altında dünyanın en korkulan hükümet suikastçılarından biri yatar. 24 yaşında olan Anna’nın kim olduğunu ve içinde kaç kadın saklandığını kimse bilmemektedir. Genç kadın, Moskova'da pazardaki sıradan bir satıcı mı, Paris’te yaşayan bir model mi, yozlaşmış bir polis mi, yoksa sadece zorlu bir satranç oyuncusu mu? Onun gerçekte kim olduğunu bilmek için oyunun sonuna kadar beklemek gerekecektir. Anna izle Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle Anna izle -

Aile Arasında izle Filmi

📷 Aile Arasında Filmi Konusu: 21 yıllık ilişkileri aynı gün noktalanan nevrotik Fikret ile müzikhol vokalisti Solmaz komik bir tesadüfle tanışır. Solmaz’ın kızı Zeynep, Adanalı sevgilisiyle evlenmeye karar verince her şeyden korkan Fikret, kendini bir anda hayatının rolünü oynarken bulur. Aile arasında olması planlanan nikah, damadın ailesinin ısrarıyla büyüdükçe büyür. Bu ekip düğün hazırlıkları boyunca silahlı, geleneksel, kebapçı zinciri sahibi Adanalı aileyle anlaşabilecek ve bu düğün bir terslik çıkmadan yapılabilecek midir? Aile Arasında izle Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle Aile Arasında izle -
Korku izle - Komedi izle - Polisiye izle - Romantik izle - Savaş izle - Tarih izle - Western izle - Dizi izle - Dizi Haber - Haberleri - Film -
submitted by johofilm to u/johofilm [link] [comments]


2020.03.26 20:11 karanotlar Salgın Durumu Üzerine

Alain Badiou
Çeviri: Büşra Özcan ve Dicle Kızılkan
Başından beri, viral bir pandemi ile karakterize edilen güncel durumun hiç de öyle özellikle olağanüstü olmadığını düşündüm. AIDS’in (viral) pandemisinden kuş gribine kadar; Ebola virüsü, SARS1 virüsü, birkaç başka gribi de unutmadan –antibiyotiğin iyileştirmediği verem çeşitlerine, kızamığın geri dönüşüne değinmiyorum bile– dünya pazarının, tıbben yetersiz bölgelerin varlığı ve gerekli aşılar konusundaki küresel disiplinin eksikliği ile birleşerek kaçınılmaz olarak ciddi ve yıkıcı salgınlar ürettiğini biliyoruz (AIDS özelinde, birkaç milyon ölüm). Mevcut pandemi halinin, oldukça konforlu ‘Batı Dünyası’ndaki büyük etkisini saymazsak –ki bu bile başlı başına yeni bir önemi olmayan, bunun yerine sosyal medyada şüpheli ağıtları ve iğrenç ahmaklıkları ortaya çıkaran bir gerçek– bariz koruyucu önlemlerin ve yeni hedeflerin yokluğunda virüsün ortadan kalkması için geçecek sürenin ötesinde, neden bu kadar üst perdeden konuşmanın gerekli olduğunu anlamadım.
Dahası, devam eden salgının gerçek adı hatırlatmalı ki, gökkubbenin altında yeni bir şey yok. Bu gerçek isim SARS 2, yani ‘Ağır Akut Solunum Sendromu 2’, tanımın (2003 baharında dünyaya yayılan SARS 1 epidemiğinden sonra) ikinci defa kullanıldığını gösteriyor. O zamanlar ’21. yüzyılın ilk bilinmeyen hastalığı’ olarak adlandırılmıştı. O halde mevcut salgının hiçbir şekilde, radikal ölçüde yeni veya eşi benzeri görülmemiş bir şey olmadığı açıktır. Bu yüzyılda türünün ikinci örneğidir ve ilkinin varisi olabilir. Öyle ki bugün yetkililere tahmin konusunda yöneltilebilecek tek manalı eleştiri, SARS 1 deneyiminden sonra SARS 2 ile mücadele etmeyi mümkün kılacak hakiki araçları sağlayabilecek araştırmaların fonlanmamış olmasıdır.
Bu yüzden diğer herkes gibi kendimi evimde tecrit etmeye çalışmaktan başka yapacak bir şey veya diğer herkesi aynısını yapmaya teşvik etmeyi amaçlayan laflardan başka söylenecek bir söz olduğunu düşünmedim. Bu noktada katı bir disipline bağlı kalmak, en çok maruz kalanlara destek olmak ve temel koruma sağlamak açısından gereklidir. En çok maruz kalanlar, enfekte olanlar dahil diğerlerinin disiplinine güvenebilmeleri gereken, ön cephede yer alan sağlık personeli; bakım evlerinde bulunan yaşlılar gibi en zayıf olanlar ve hastalığın kendisine bulaşma riski yüksek olan, her gün işe gidenlerdir. ‘Evde kal’ emrine itaat edebileceklerin disiplini, evi olmayanlara veya ev demeye bin şahit isteyecek yerlerde yaşayanlara güvenli bir barınak bulmayı ve önermeyi de kapsamalıdır. Bu durumda otellere el konulması tasavvur edilebilir.
Bu görevlerin giderek daha acil olduğu doğrudur ancak en azından ilk tahlilde, büyük bir analitik çabayı veya yeni bir düşünme biçiminin oluşturulmasını gerektirmiyor.
Ama yakın çevremde rastladıklarım da dahil olmak üzere, yarattıkları kafa karışıklığı ve içinde bulunduğumuz basit durumu anlamadaki mutlak yetersizlikleriyle beni öfkelendiren çok şey okuyor ve duyuyorum.
Bu buyurgan bildirgeler, patetik çağrılar ve ısrarlı suçlamalar değişik biçimler alsa da hepsi mevcut pandeminin inanılmaz basitliğini ve acayiplik yokluğunu hor görme konusunda bir. Kimileri, doğası gereği yaptığını yapmaya mecbur güçler karşısında gereksizce bir kölelik halinde. Ötekilerse gezegene ve onun esrarına yakarırlar, ki beyhudedir. Berikiler her şeyde talihsiz Macron’u suçlar ki garibim epidemi ya da savaş zamanlarında devletin başı olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapmaktadır ve işini yapmakta diğerlerinden geri kalıyor da değildir. Bazıları, eşi görülmemiş bir devrimin (virüsün imhasıyla olan bağı hala anlaşılmaz olan) kurucu olayı hakkında kuru gürültü yaparlar - devrimcilerimiz yeni bir araç filan da sunmamıştır bu arada. Kimileri kendilerini kıyamet karamsarlığına batırır. Diğerleriyse çağdaş ideolojinin altın kuralı ‘önce ben’in bu defa kendilerine çıkar sağlamayışından, yardım etmeyişinden ve hatta belanın belirsizce sürmesinin suç ortağı oluşundan ötürü örselenmiş hissederler.
Görünen o ki salgının zorluğu her yerde Aklın esas işlevini ortadan kaldırıyor, özneleri Orta Çağ’da veba ortalığı süpürürken gelenekselleşmiş acınası tesirlere dönmeye zorluyor (mistisizm, uydurma, dua, kehanet ve lanet).
Sonuç olarak, bir şekilde bazı basit fikirleri bir araya getirme mecburiyeti hissediyorum. Onlara memnuniyetle Kartezyen derdim.
O halde, başka yerlerde pek bayağıca tanımlanmış ve bu yüzden de pek bayağıca ele alınmış sorunu tanımlayarak başlayalım.
Bir salgın, doğal ve toplumsal belirlenimler arasında her zaman bir bağlantı noktası olması gerçeği nedeniyle karmaşıktır. Kapsamlı analizi çaprazlamadır; kişi iki belirlemenin kesiştiği noktaları kavramalı ve sonuçları buna göre çıkarmalıdır.
Örneğin, güncel salgının ilk dayanağı yüksek ihtimalle Wuhan bölgesinin pazarlarında bulunabilir. Çin pazarları tehlikeli kirlilikleriyle, üst üste yığılmış her türlü canlı hayvanın açık hava satışının engellenemeyişiyle bilinirler. Dolayısıyla belirli bir anda yarasalardan gelen virüs, vasat hijyen koşullarında ve kalabalık ortamda, bir hayvan formunda kendine yer bulmuştur.
Virüsün bir türden diğerine olan yörüngesi böylece insan türüne doğru seyreder. Tam olarak nasıl? Henüz bilmiyoruz ve yalnızca bilimsel çalışmalardan öğrenebileceğiz. Hazır değinmişken, kendilerine bakılırsa her şeyin kökeninde Çinlilerin yarı canlı yarasa yemesi yatan, internette dolanan tipik ırkçı anlatılara ve sahte görsellere sövelim...
Sonunda insana ulaşan hayvan türleri arasındaki bu yerel geçiş tüm meselenin başlangıç noktasıdır. Bundan sonrası artık yalnızca çağdaş dünyanın temel bir verisinin işlenmesidir: Çin’in devlet kapitalizminin emperyal rütbeye yükselişi, diğer bir deyişle yoğun ve evrensel bir şekilde dünya pazarında bulunma durumu. İşte karantina başlayana dek çoktan sayısız yayılım ağının oluşmuş olmasının sebebi budur. Çin hükümeti çıkış noktasını, yani 40 milyon nüfuslu bir eyaleti son derece başarılı bir şekilde tecrit etmişti; fakat bu hamle epideminin yerküreye yayılmak üzere yola çıkışını, uçaklarla ve gemilerle taşınmasını durdurmak için fazla geç kaldı.
Salgını açıklığa kavuşturucu, benim çifte eklem dediğim şu detayı bir düşünün: bugün SARS 2 Wuhan’da zapt edildi ancak birçoğu yurtdışından gelen Çin vatandaşları sebebiyle Şanghay’da bir sürü vaka var. Dolayısıyla Çin’de ilki arkaik sonraki modern olmak üzere; kötü koşullara sahip eski usul pazarlardaki doğa-toplum kesişimi ile kapitalist dünya pazarının hızlı ve aralıksız hareketliliğine dayanan küresel dağılım arasındaki bağı gözlemleyebiliyoruz.
Sonrasında devletlerin yerel olarak bu dağılımı bastırmaya çalıştığı aşamaya giriyoruz. Salgın çaprazlama/evrensel ilerlerken hükmün yerel kaldığını da belirtelim. Bazı ulus-ötesi otoritelere rağmen, ön cephede olanların yerel burjuva devletler olduğu açıktır.
Burada çağdaş dünyanın büyük bir çelişkisine değiniyoruz. İmal edilen malların seri üretim süreci de dahil olmak üzere ekonomi, dünya pazarının himayesi altına girmektedir; basit bir cep telefonu montajının bile en az yedi farklı devlette, maden sektörü de dahil olmak üzere işgücü ve kaynakları harekete geçirdiğini biliyoruz. Ne var ki siyasi güçler esasen ulusal ölçekte kalmaktadır. Avrupa, ABD gibi eski emperyalizmler ile Çin, Japonya gibi yeni emperyalizmler arasındaki rekabet, kapitalist bir dünya devletiyle sonuçlanacak herhangi bir süreci dışlamaktadır. Salgın aynı zamanda ekonomi ve politika arasındaki ayrımın çirkince kendini teşhir ettiği bir andır. Avrupa devletleri bile virüs karşısında politikalarını zamanında ayarlamayı başaramıyorlar.
Bu çelişkinin gölgesinde, ulus devletler riskin doğası onları yetkilerinin eylem ve biçiminde değişiklik yapmaya zorlasa da Sermaye’nin işleyişine mümkün olduğunca riayet ederek salgınla baş etmeye çalışıyor.
Ülkeler arasındaki bir savaş durumunda devletlerin, yerli sermayeyi kurtarmak için, beklenileceği gibi yalnızca halk kitlelerine değil burjuvaziye de hatırı sayılır sınırlamalar getirmek zorunda olduğunu çok uzun zamandır biliyoruz. Kimi endüstriler doğrudan hiçbir paraya çevrilebilir artı değer yaratmayan askeri teçhizatın ölçüsüz üretimi adına neredeyse tümüyle millileştirilmiştir. Çoğu burjuva memur olarak silah altına alınmış ve ölümle karşı karşıya getirilmiştir. Bilim insanları yeni silahlar üretmek için gece gündüz çalışmış, pek çok entelektüel ve sanatçı ulusal propaganda ihtiyacını karşılamaya zorlanmıştır, vb.
Bir salgınla karşı karşıya kalındığında bu türden bir devletçi refleks kaçınılmazdır. Bu nedenle, Macron ve başbakan Edouard Philippe’in ‘refah’ devletinin dönüşüne ilişkin açıklamaları (işsizleri desteklemek için harcama yapmak, dükkanları kapanan serbest çalışanlara yardım etmek, devlet hazinesinden 100 ya da 200 milyar talep etmek ve hatta ‘millileştirme’ ilanları) şaşırtıcı ya da paradoksal değildir. Buradan çıkan sonuç Macron’un kullandığı metaforun –Koronavirüse karşı savaştayız– doğru olduğudur: Savaşta ya da salgında, devlet stratejik bir felaketten kaçınmak için kimi zaman sınıf doğasının olağan seyrini ihlal etmek, daha otoriter ve umumu hedefleyen uygulamaları üstlenmek zorunda kalır.
Bu tutum, mevcut toplumsal düzenin içinde kalarak ve mümkün olan en yüksek kesinlikle, salgını zapt etme amacının –Macron’un metaforunu yeniden ödünç alırsak, savaşı kazanmanın– bütünüyle mantıksal sonucudur. Şakası olmayan, doğa (dolayısıyla bilim insanlarının bu konudaki rakipsiz rolünü) ve toplumsal düzeni (dolayısıyla devletin, ki başka türlüsü olamazdı, otoriter müdahalesini) kesiştiren ölümcül bir sürecin yayınımının dayattığı bir zorunluluktur.
Bu çabanın ortasında büyük bir boşluğun belirmesi kaçınılmazdır. Koruyucu maske yokluğunu ve hastane izolasyonu konusundaki hazırlıksızlığı göz önünde bulundurun. Ama kim bu tür bir durumu ‘tahmin etmekle’ böbürlenebilir ki? Belirli açılardan devletin mevcut durumu engellemediği doğru. On yıllar içinde ulusal sağlık sistemini, kamu yararına hizmet eden tüm devlet sektörleriyle birlikte zayıflatarak devlet, yıkıcı bir salgına benzer hiçbir şey ülkemizi etkileyemezmiş gibi davrandı. Bu açıdan devlet, yalnızca Macron şahsında değil, geçtiğimiz 30 yılda göreve gelenlerin tümü şahsında, mutlak suçludur.
Ancak şu belirtilmelidir ki, belki birkaç yalıtık bilim insanı haricinde, hiç kimse Fransa’da bu tür bir salgının yaşanabileceğini öngörmemiş, bunu hayal dahi etmemiştir. Pek çok kimse büyük ihtimalle bu tür bir şeyin izbe Afrika ya da totaliter Çin’e müstahak olduğunu düşünmüştür, demokratik Avrupa’ya değil. Nutuk atma ve son zamanlarda kendilerine seçtikleri gülünç hedef Macron hakkında yaygara koparmaya devam etme hakkının tadını çıkaran solcular –ya da Sarı Yelekliler ve hatta sendikacılar– da bunu kesinlikle öngöremediler. Tam tersine, salgın Çin’den gelmekteyken, çok yakın zamana kadar, onların –kim olursa olsun– bugün olan bitene ilişkin iktidarın aldığı önlemlerdeki gecikmeleri yüksek sesle mahkûm etme ehliyetlerini elinden alması gereken kontrol dışı toplantılar ve gürültülü gösteriler gerçekleştirdiler. Doğrusunu söylemek gerekirse Macron devletinden önce bu tedbirleri hiçbir siyasal güç almamıştır.
Devlet bakımından durum, burjuva devletin açıklıkla, kamusal olarak, burjuvaziden daha geniş kesimlerin menfaatine davranırken, stratejik olarak gelecekte bu devletin genel biçimini temsil ettiği sınıf çıkarlarının üstünlüğünü sürdüreceği mahiyettedir. Bir başka deyişle, konjonktür devleti, kendisi genel mahiyette olan bir düşmanın –savaş zamanlarında bu yabancı işgalci olabilir, mevcut durumda SARS 2 virüsüdür– içerideki varlığından ötürü durumu yetkili temsilcisi olduğu sınıfın çıkarlarını daha kamusal çıkarlarla kaynaştırmaya başvurarak kontrol etmeye zorlamaktadır.
Bu tür bir durum (dünya savaşı ya da dünyasal salgın) politik düzlemde ‘tarafsız’dır. Geçmişteki savaşlar yalnızca iki durumda, Rusya’da ve Çin’de – bunlar o dönemin imparatorlukları bakımından aykırı değerler olarak adlandırılabilir– devrimleri tetikledi. Rusya örneğinde bunun nedeni Çarlık rejiminin her anlamda ve çok uzun süredir, ve aynı zamanda bu uçsuz bucaksız ülkede gerçek bir kapitalizmin doğumuna potansiyel olarak adapte olan bir güç olarak, gerilemesiydi. Ve ona karşı, Bolşevikler suretinde, olağanüstü liderler tarafından iradeli bir biçimde yapılandırılmış, modern bir politik öncü mevcuttu. Çin örneğinde, devrimci iç savaş dünya savaşını öncelemişti ve Çin Komünist Partisi henüz 1940 senesinde denenmiş ve sınanmış bir halk ordusunun başında bulunuyordu. Buna karşın hiçbir Batılı güç muzaffer bir devrimi tetiklemedi. 1918’de yenilen Almanya’da bile Spartakist ayaklanma hızlıca ezildi.
Bundan alınacak ders açık: sürmekte olan salgın, salgın olarak, Fransa gibi bir ülkede kayda değer hiçbir siyasal sonuç doğurmayacaktır. Burjuvazimizin –yeni başlayan homurdanmaları ve yaygın olsa da eften püften sloganları göz önüne alınacak olursa– Macron’dan kurtulma vaktinin geldiğine inandığını varsaydığımızda bile bu hiçbir kayda değer değişiklik anlamına gelmeyecek. ‘Siyaseten doğru’ adaylar, köhne olduğu kadar tiksinti verici de olan ‘milliyetçiliğin’ küflenmiş bir biçiminin müdafileri olarak halihazırda kulislerde beklemekte.
Bu ülkenin politik koşullarında esaslı bir değişimi arzulayanlar olarak bu salgının doğurduğu aralıktan ve hatta –bütünüyle gerekli olan– izolasyondan politikanın yeni biçimleri, yeni politik alanlara ilişkin tasarılar ve komünizmin görkemli yaratımını ve –ilgi çekici olmakla birlikte son kertede yenilgiye uğramış– devletçi deneyimini takip edecek olan ulus-aşırı üçüncü aşaması üzerine çalışmak için faydalanmalıyız.
Ayrıca salgın gibi bir hadisenin kendi başına politik olarak yaratıcı bir yönde etkili olabileceğine inanan her bakış açısının sıkı bir eleştirisini gerçekleştirmek gerekiyor. Salgın hakkındaki bilimsel bilginin genel yayılımına ilaveten, politik bir talep yalnızca hastaneler ve halk sağlığı, okullar ve eşitlikçi eğitim, yaşlıların bakımı ve bu türden başkaca sorunlara ilişkin yeni ifade ve görüşlerle sürdürülebilir. Herhalde yalnızca bunlar mevcut durumun su yüzüne çıkardığı tehlikeli güçsüzlüğün bilançosu ile birlikte telaffuz edilebilir.
Sırası gelmişken açıkça ve cesaretle sözde ‘sosyal [olan] medya’nın, bir kez daha palavracıların akli felcinin, raydan çıkmış söylentilerin, nuh nebiden kalma ‘yenilikler’in keşfinin ve hatta faşizan gericiliğin yayılması için bir zemin olduğu açıkça ve cesurca gösterilmelidir.
İzolasyonumuz süresince bile ve hatta özellikle de bu süreçte, bilim tarafından kontrol edilebilir hakikatler ve yeni bir politikanın ayağı yere basan perspektifleri, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik amaçları haricindeki hiçbir şeye güvenmeyelim.
https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.03.15 08:48 emrecann150 Hemen Çıkma Oranı Nasıl Düşürülür? Önemli İpucları

[caption id="attachment_755" align="alignnone" width="397"]📷 Hemen Çıkma Oranı Nasıl Düşürülür?[/caption]
ilk sitemi açtıgımda benim hemen çıkma oranım ilk günlerde 70 ve 80 oldugunda ben bu listedekileri uygulayarak hemen çıkma oranımı düşürdüm .düşmez demeyin düştü gerçekten hemen çıkma oranını düşürek istiyorsanız listedekileri yapın ve zirveye ulaşın.
Hemen çıkma oranı, dijital pazarlamayı ölçmek için en önemli önlemlerden biridir. Bir web sitesinin genel kullanıcı deneyiminin ne olduğunu merak ediyorsanız, önce onu incelemeniz gerekir.
Ziyaretçiler sayfadan hemen ayrılırsa, bir sayfayı görüntüledikten sonra sayfa ve siteden ayrılırlar. Bu tanım yeterince basit olsa bile, zıplamaya çalışmanın altında yatan neden biraz daha karmaşık olabilir.
Bazen yüksek bir hemen çıkma oranı, kullanıcı deneyiminin kötü olduğunu gösterir. Bununla diğer zamanlarda yüksek bir hemen çıkma oranı, pozitif bir kullanıcı deneyiminin bir göstergesi olabilir.
Örneğin, bir kullanıcı akşam yemeğini hazırlamak için bir tavuk tarifi aradığında ve bir arama sonucunu tıkladığında, aradığı malzemeleri hemen görür ve tarif harika bir kullanıcı deneyimidir. Kısacası, ziyaretçi aradıkları bilgiyi hemen buldu ve sonra web sitelerinden ayrıldı.
Bir kullanıcı bir tavuk tarifi görüntülemek için bir web sitesine geldiğinde ve bir tavuk parmesan tarifi gördüğünde, hızlı bir şekilde web sitesinden ayrıldı. Bu onun için kötü bir kullanıcı deneyimi olacak. Ziyaretçi aldatılıyor ve ihtiyaç duyduğu içerik burada değil. Bu durumda yüksek bir hemen çıkma oranı vardır.
Yüksek hemen çıkma oranlarını yönetmenize ve bu olumsuz durumlarda kullanıcı deneyimini geliştirmenize yardımcı olabilecek bazı kanıtlanmış ve yararlı ipuçları vardır. Web sitenizin hemen çıkma oranını azaltmak için bu ipuçlarını kullanın.
1.İlk sayfanın yükleme süresine dikkat edin Bir kullanıcının bir sayfanın yüklenmesi için çok uzun süre beklemesi (ve çok uzun süre beklemesi gerekiyorsa), inanılmaz derecede olumsuz bir kullanıcı deneyimi sunar. Bir ziyaretçi sayfa içeriğini hemen göremezse, bu içerik önemli değildir.
Sayfa yükleme süresi mobil cihazlarda daha da önemlidir. Çünkü kullanıcılar, yavaş yükleme süreleri söz konusu olduğunda hemen çıkma problemleri yaşama olasılığı daha yüksektir.
2. Site aramasını optimize edin Birçok web sitesi henüz yerel arama işlevlerini kullanmamaktadır. Site araması, kullanıcının sayfayı veya siteyi tamamen terk etmek yerine, hemen bir sayfada görmedikleri belirli bir şeyi aramasına olanak tanıyan son derece kullanışlı bir araçtır.
3. Basit gezinme öğelerini kullanın Gezinme, ziyaretçilerimiz için kolay olmalı. Bir kullanıcı bir web sitesine girdiğinde, aradığı içeriğin tam olarak nerede olduğunu bilmelidir. Bu kolay değilse ve gezinme öğeleri için sezgisel bir kullanım durumu varsa, kullanıcı büyük olasılıkla siteden ayrılacaktır.
4. mükemmel tasarım için Amaç İyi bir site tasarımı sezgiseldir ve kullanıcıya güven sağlar. Ziyaretçiler, gezinmesi zor veya güvenmesi zor olan bir web sitesinde çok fazla zaman harcamazlar.
Sadece estetik açıdan hoş olmayan, aynı zamanda işlevsel, sezgisel ve gezinmesi kolay harika bir tasarımla başlayarak, ziyaretçilere basit bir kullanıcı deneyimi sunmaya çalışmalısınız.
5. Mobil uyumluluğa dikkat edin
Mobil kullanıcılar, masaüstü kullanıcılardan çok daha az sabırlı. Bir sitenin kullanıcılara sağlam bir kullanıcı deneyimi sunmak için esnek olması gerekir.
6. Okunabilirliği artırın Bir web sitesinin içeriği açık ve etkili bir biçimde olmalıdır. Bu kullanıcı deneyimi için çok önemlidir. Çünkü bir siteyi ziyaret eden herkes büyük ve düzensiz metinleri görmek istemez. Bu durumda, kullanıcılar genellikle diğer içeriğe geçmeye çalışır.
Bununla birlikte, bu içerik madde işaretleri veya resim ve video içeriği de dahil olmak üzere daha küçük bloklar halinde biçimlendirildiğinde, kullanıcının bu içeriği işlemesi çok daha uygundur ve içeriği genel olarak okuma eğilimindedir.
7. Kısa paragraflar oluşturun
Bir web sitesini daha okunabilir yapan en önemli şeylerden biri içeriğin uzunluğudur. İçeriği kısa ve anlaşılması kolay paragraflara biçimlendirmeye çalışmalısınız. Bu, web sitenizi ziyaret eden kişilerin aradıkları içeriği hızlı bir şekilde okumasına olanak tanır.
8.Farklı içerik türleri kullanın
Web sitesi okunabilirliğine başka bir yaklaşım, kullanıcı için metinden farklı içerik formatları oluşturmaktır. Video içeriği inanılmaz derecede ilginç ve düz metinden çok daha dikkat çekici.
Yüksek kaliteli görüntüler ayrıca ziyaretçileri bir web sitesine çekmeye ve hemen çıkma oranını azaltmaya yardımcı olabilir.
9.Alakalı anahtar kelimeler kullanın
Bir site için geçerli alakalı anahtar kelimeler kullanmalısınız. Bir web sitesi bir anahtar kelime için belirgin bir şekilde öne çıkıyorsa, ancak web sitesinde bu anahtar kelime konusunda hiç içerik yoksa, kullanıcı hızlı bir şekilde web sitesinden ayrılır. Ayrıca, ziyaretçilerin kullanıcı deneyiminde hayal kırıklığına uğraması ve onları kandırdığını düşünmesi muhtemeldir.
10.İlgili hedef grupla iletişime geçin
Alakalı anahtar kelimeler gibi, alakalı tüm içerik web sitesinde kullanılmalı ve doğru kullanıcıları hedeflemelidir. Web sitesi için birincil hedef kitleyi tanımlamalı ve bu hedef kitle etrafında niş içerik oluşturmalısınız.
Yönlendirme çok geniş olmamalıdır. Web sitenizin ne aradığını bilmeyen kullanıcıların yakalanma olasılığı çok yüksektir. Belirli bir kullanıcı grubuna odaklanırsanız, web sitenizin neler sunduğunu bilmek isteyen kullanıcıları bulabilirsiniz. Bu kullanıcılar web sitenizi keşfetmeye gönüllü olur.
11.Açılır pencerelerden kaçının
Kullanıcılar genellikle can sıkıcı pop-up'ları sevmezler. Bu can sıkıcı pop-up'lar kullanıcı deneyimini olumsuz etkiler. Onlardan mümkün olduğunca uzak durmanız gerektiğini bilmelisiniz.
12.Dikkat dağıtan reklamları sınırlayın
Pop-up'lardan kaçınmak gibi, reklamların dikkatini dağıtmamaya çalışmalısınız. Kullanıcının dikkatinin dağılmaması için sabit reklamlar yerleştirmek önemlidir. Bu şekilde kullanıcılara doğru noktalara odaklanmak için farklı seçenekler sunar.
13.Harekete geçirici mesajları kullanın
Bir harekete geçirici mesaj web sitesinde açıkça görülebilir olmalıdır. Bir harekete geçirici mesaj kullanıcıyı ikna etmek için bir zorluk olmalıdır. Hareket etmeniz istendiğinde daha ince detaylara dikkat etmeniz gerektiğini bilmelisiniz.
Renkler, yazı tipleri, kelimeler vb. Kullanılmış bir kişinin harekete geçirme çağrısında bulunup bulunmadığı üzerinde büyük bir etkisi olabilir. Bu nedenle, her bir öğenin nasıl daha iyi sınıflandırılabileceğini düşünmek önemlidir.
14. Bozuk bağlantıları sınırlayın Birçok bozuk bağlantı yalnızca kötü bir kullanıcı deneyimine yol açar. Ziyaretçiler aradıkları içeriği bulamazlarsa, web sitesinin kullanımından memnun olmazlar, hayal kırıklığına uğrarlar ve web sitesinden ayrılırlar.
Bir web sitesindeki bozuk bağlantıları bulmak için Google Analytics veya Screaming Frog gibi tarayıcılar kullanabilirsiniz. Her iki araç da size bu konuda yardımcı olacaktır.
15. İç bağlantı stratejisine odaklanın Web sitesindeki bir kullanıcıyı korumak için dahili bağlantıları kullanmanız gerekir. Bunu yapmak, kullanıcıların web sitenizde kalma olasılığını artırır. Bu, kullanıcıların aradıklarını bulmalarına yardımcı olur ve kullanıcı deneyimini daha iyi bir noktaya getirir.
16. Bağlantıları yeni bir sekmede aç Güçlü bir dahili bağlantı stratejisi oluştururken ve diğer web sitelerine bağlantı oluştururken bağlantıların yeni bir sekmede açılmasını sağlamak önemlidir. Bu, kullanıcının aynı anda birden fazla sayfa açmasına ve sitede geçirilen zamanı artırmasına olanak tanır.
17. Yararlı 404 sayfalar oluşturun Bir 404 sayfası kullanıcıya "sayfa bulunamadı" mesajı göndermemelidir. Kullanıcının siteden ayrılmaması için alternatif gezinme seçenekleri de sunmalıdır. 404 sayfanızı bu yönde kullanışlı hale getirmeye çalışmalısınız.
18. Blog yayınınızı düzenli olarak gönderin Kullanıcıları bir web sitesini ziyaret etmeye ve bir web sitesinde kalmaya ikna etmek için, keşfedilebilecek çeşitli temalar sağlamak üzere içerik oluşturmaya çalışmalısınız. Bir blog gönderisini düzenli olarak yayınlamak size yardımcı olmanın en iyi yoludur.
diger Makalelerime ulaşmak için buraya tıklayınız
submitted by emrecann150 to blogs [link] [comments]


2020.03.15 08:47 emrecann150 Hemen Çıkma Oranı Nasıl Düşürülür? Önemli İpucları tarzinburda

[caption id="attachment_755" align="alignnone" width="397"]📷 Hemen Çıkma Oranı Nasıl Düşürülür?[/caption]
ilk sitemi açtıgımda benim hemen çıkma oranım ilk günlerde 70 ve 80 oldugunda ben bu listedekileri uygulayarak hemen çıkma oranımı düşürdüm .düşmez demeyin düştü gerçekten hemen çıkma oranını düşürek istiyorsanız listedekileri yapın ve zirveye ulaşın.
Hemen çıkma oranı, dijital pazarlamayı ölçmek için en önemli önlemlerden biridir. Bir web sitesinin genel kullanıcı deneyiminin ne olduğunu merak ediyorsanız, önce onu incelemeniz gerekir.
Ziyaretçiler sayfadan hemen ayrılırsa, bir sayfayı görüntüledikten sonra sayfa ve siteden ayrılırlar. Bu tanım yeterince basit olsa bile, zıplamaya çalışmanın altında yatan neden biraz daha karmaşık olabilir.
Bazen yüksek bir hemen çıkma oranı, kullanıcı deneyiminin kötü olduğunu gösterir. Bununla diğer zamanlarda yüksek bir hemen çıkma oranı, pozitif bir kullanıcı deneyiminin bir göstergesi olabilir.
Örneğin, bir kullanıcı akşam yemeğini hazırlamak için bir tavuk tarifi aradığında ve bir arama sonucunu tıkladığında, aradığı malzemeleri hemen görür ve tarif harika bir kullanıcı deneyimidir. Kısacası, ziyaretçi aradıkları bilgiyi hemen buldu ve sonra web sitelerinden ayrıldı.
Bir kullanıcı bir tavuk tarifi görüntülemek için bir web sitesine geldiğinde ve bir tavuk parmesan tarifi gördüğünde, hızlı bir şekilde web sitesinden ayrıldı. Bu onun için kötü bir kullanıcı deneyimi olacak. Ziyaretçi aldatılıyor ve ihtiyaç duyduğu içerik burada değil. Bu durumda yüksek bir hemen çıkma oranı vardır.
Yüksek hemen çıkma oranlarını yönetmenize ve bu olumsuz durumlarda kullanıcı deneyimini geliştirmenize yardımcı olabilecek bazı kanıtlanmış ve yararlı ipuçları vardır. Web sitenizin hemen çıkma oranını azaltmak için bu ipuçlarını kullanın.
1.İlk sayfanın yükleme süresine dikkat edin Bir kullanıcının bir sayfanın yüklenmesi için çok uzun süre beklemesi (ve çok uzun süre beklemesi gerekiyorsa), inanılmaz derecede olumsuz bir kullanıcı deneyimi sunar. Bir ziyaretçi sayfa içeriğini hemen göremezse, bu içerik önemli değildir.
Sayfa yükleme süresi mobil cihazlarda daha da önemlidir. Çünkü kullanıcılar, yavaş yükleme süreleri söz konusu olduğunda hemen çıkma problemleri yaşama olasılığı daha yüksektir.
2. Site aramasını optimize edin Birçok web sitesi henüz yerel arama işlevlerini kullanmamaktadır. Site araması, kullanıcının sayfayı veya siteyi tamamen terk etmek yerine, hemen bir sayfada görmedikleri belirli bir şeyi aramasına olanak tanıyan son derece kullanışlı bir araçtır.
3. Basit gezinme öğelerini kullanın Gezinme, ziyaretçilerimiz için kolay olmalı. Bir kullanıcı bir web sitesine girdiğinde, aradığı içeriğin tam olarak nerede olduğunu bilmelidir. Bu kolay değilse ve gezinme öğeleri için sezgisel bir kullanım durumu varsa, kullanıcı büyük olasılıkla siteden ayrılacaktır.
4. mükemmel tasarım için Amaç İyi bir site tasarımı sezgiseldir ve kullanıcıya güven sağlar. Ziyaretçiler, gezinmesi zor veya güvenmesi zor olan bir web sitesinde çok fazla zaman harcamazlar.
Sadece estetik açıdan hoş olmayan, aynı zamanda işlevsel, sezgisel ve gezinmesi kolay harika bir tasarımla başlayarak, ziyaretçilere basit bir kullanıcı deneyimi sunmaya çalışmalısınız.
5. Mobil uyumluluğa dikkat edin
Mobil kullanıcılar, masaüstü kullanıcılardan çok daha az sabırlı. Bir sitenin kullanıcılara sağlam bir kullanıcı deneyimi sunmak için esnek olması gerekir.
6. Okunabilirliği artırın Bir web sitesinin içeriği açık ve etkili bir biçimde olmalıdır. Bu kullanıcı deneyimi için çok önemlidir. Çünkü bir siteyi ziyaret eden herkes büyük ve düzensiz metinleri görmek istemez. Bu durumda, kullanıcılar genellikle diğer içeriğe geçmeye çalışır.
Bununla birlikte, bu içerik madde işaretleri veya resim ve video içeriği de dahil olmak üzere daha küçük bloklar halinde biçimlendirildiğinde, kullanıcının bu içeriği işlemesi çok daha uygundur ve içeriği genel olarak okuma eğilimindedir.
7. Kısa paragraflar oluşturun
Bir web sitesini daha okunabilir yapan en önemli şeylerden biri içeriğin uzunluğudur. İçeriği kısa ve anlaşılması kolay paragraflara biçimlendirmeye çalışmalısınız. Bu, web sitenizi ziyaret eden kişilerin aradıkları içeriği hızlı bir şekilde okumasına olanak tanır.
8.Farklı içerik türleri kullanın
Web sitesi okunabilirliğine başka bir yaklaşım, kullanıcı için metinden farklı içerik formatları oluşturmaktır. Video içeriği inanılmaz derecede ilginç ve düz metinden çok daha dikkat çekici.
Yüksek kaliteli görüntüler ayrıca ziyaretçileri bir web sitesine çekmeye ve hemen çıkma oranını azaltmaya yardımcı olabilir.
9.Alakalı anahtar kelimeler kullanın
Bir site için geçerli alakalı anahtar kelimeler kullanmalısınız. Bir web sitesi bir anahtar kelime için belirgin bir şekilde öne çıkıyorsa, ancak web sitesinde bu anahtar kelime konusunda hiç içerik yoksa, kullanıcı hızlı bir şekilde web sitesinden ayrılır. Ayrıca, ziyaretçilerin kullanıcı deneyiminde hayal kırıklığına uğraması ve onları kandırdığını düşünmesi muhtemeldir.
10.İlgili hedef grupla iletişime geçin
Alakalı anahtar kelimeler gibi, alakalı tüm içerik web sitesinde kullanılmalı ve doğru kullanıcıları hedeflemelidir. Web sitesi için birincil hedef kitleyi tanımlamalı ve bu hedef kitle etrafında niş içerik oluşturmalısınız.
Yönlendirme çok geniş olmamalıdır. Web sitenizin ne aradığını bilmeyen kullanıcıların yakalanma olasılığı çok yüksektir. Belirli bir kullanıcı grubuna odaklanırsanız, web sitenizin neler sunduğunu bilmek isteyen kullanıcıları bulabilirsiniz. Bu kullanıcılar web sitenizi keşfetmeye gönüllü olur.
11.Açılır pencerelerden kaçının
Kullanıcılar genellikle can sıkıcı pop-up'ları sevmezler. Bu can sıkıcı pop-up'lar kullanıcı deneyimini olumsuz etkiler. Onlardan mümkün olduğunca uzak durmanız gerektiğini bilmelisiniz.
12.Dikkat dağıtan reklamları sınırlayın
Pop-up'lardan kaçınmak gibi, reklamların dikkatini dağıtmamaya çalışmalısınız. Kullanıcının dikkatinin dağılmaması için sabit reklamlar yerleştirmek önemlidir. Bu şekilde kullanıcılara doğru noktalara odaklanmak için farklı seçenekler sunar.
13.Harekete geçirici mesajları kullanın
Bir harekete geçirici mesaj web sitesinde açıkça görülebilir olmalıdır. Bir harekete geçirici mesaj kullanıcıyı ikna etmek için bir zorluk olmalıdır. Hareket etmeniz istendiğinde daha ince detaylara dikkat etmeniz gerektiğini bilmelisiniz.
Renkler, yazı tipleri, kelimeler vb. Kullanılmış bir kişinin harekete geçirme çağrısında bulunup bulunmadığı üzerinde büyük bir etkisi olabilir. Bu nedenle, her bir öğenin nasıl daha iyi sınıflandırılabileceğini düşünmek önemlidir.
14. Bozuk bağlantıları sınırlayın Birçok bozuk bağlantı yalnızca kötü bir kullanıcı deneyimine yol açar. Ziyaretçiler aradıkları içeriği bulamazlarsa, web sitesinin kullanımından memnun olmazlar, hayal kırıklığına uğrarlar ve web sitesinden ayrılırlar.
Bir web sitesindeki bozuk bağlantıları bulmak için Google Analytics veya Screaming Frog gibi tarayıcılar kullanabilirsiniz. Her iki araç da size bu konuda yardımcı olacaktır.
15. İç bağlantı stratejisine odaklanın Web sitesindeki bir kullanıcıyı korumak için dahili bağlantıları kullanmanız gerekir. Bunu yapmak, kullanıcıların web sitenizde kalma olasılığını artırır. Bu, kullanıcıların aradıklarını bulmalarına yardımcı olur ve kullanıcı deneyimini daha iyi bir noktaya getirir.
16. Bağlantıları yeni bir sekmede aç Güçlü bir dahili bağlantı stratejisi oluştururken ve diğer web sitelerine bağlantı oluştururken bağlantıların yeni bir sekmede açılmasını sağlamak önemlidir. Bu, kullanıcının aynı anda birden fazla sayfa açmasına ve sitede geçirilen zamanı artırmasına olanak tanır.
17. Yararlı 404 sayfalar oluşturun Bir 404 sayfası kullanıcıya "sayfa bulunamadı" mesajı göndermemelidir. Kullanıcının siteden ayrılmaması için alternatif gezinme seçenekleri de sunmalıdır. 404 sayfanızı bu yönde kullanışlı hale getirmeye çalışmalısınız.
18. Blog yayınınızı düzenli olarak gönderin Kullanıcıları bir web sitesini ziyaret etmeye ve bir web sitesinde kalmaya ikna etmek için, keşfedilebilecek çeşitli temalar sağlamak üzere içerik oluşturmaya çalışmalısınız. Bir blog gönderisini düzenli olarak yayınlamak size yardımcı olmanın en iyi yoludur.
diger Makalelerime ulaşmak için buraya tıklayınız
submitted by emrecann150 to u/emrecann150 [link] [comments]


2019.09.12 08:53 atnr 2014 den kalma davada Binali Yıldırım'a hakaretten yargılanan Uğur Dündar'a hapis, 'kitap okuma cezası'na çevrildi. - Yerel seçimlerde, AKP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayı olan Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu ile canlı yayına Uğur Dündar moderatörlüğünde çıkmak istediğini açıklamıştı.

2014 den kalma davada Binali Yıldırım'a hakaretten yargılanan Uğur Dündar'a hapis, 'kitap okuma cezası'na çevrildi. - Yerel seçimlerde, AKP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayı olan Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu ile canlı yayına Uğur Dündar moderatörlüğünde çıkmak istediğini açıklamıştı. submitted by atnr to Turkey [link] [comments]


2019.08.22 12:09 NewsJungle Türkiye, İstanbul’daki kayıt dışı mülteciler için son tarihini uzattı

Türkiye, İstanbul’daki kayıt dışı Suriyeli mültecilerin kentten iki ay ayrılmalarının son tarihini uzattı.
Türkiye'nin diğer şehirlerinde kayıtlı Suriyeli mültecilerin yanı sıra, hiç kayıtlı olmayan mültecilerin ülkenin en büyük kentini terk etmeleri için son tarih 20 Ağustos'ta sona ermişti.
“Suriyeli mültecileri ülke genelinde dengeli bir şekilde yaymaya çalıştık. Her şehir belli bir kapasiteye sahiptir. Halen 540.000'den fazla Suriyelinin İstanbul'da kalma hakkı var. Bu sayıdan daha fazlasını tutamıyoruz; düzenlememiz gerek ”dedi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 21 Ağustos'ta bir grup dış medya temsilcisine söyledi.
Halihazırda İstanbul'daki okullara kayıtlı 1600 öğrencinin ailesi, yasal çalışma izni olanların yanı sıra sağlık meseleleri gibi belirli insancıl alibileri olan kişiler bu karardan muaf tutulmaktadır.
Benzer bir süreç Ankara'da başlamış ve kapasitelerinden daha fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Bursa'da başlayacaktır.
Soylu, Türkiye'nin mülteci politikasının temel ilkeleri değişmedi ve hiçbir mültecinin zorla sınır dışı edildiğine dair bir soru bulunmadığını söyledi.
Soylu'ya göre, geçici koruma altındaki Suriyeli mültecilerin sayısı 3.649 milyon, geri dönenlerin sayısı ise 347.000'e ulaştı. 2017'de 175.000 düzensiz mülteci yakalanırken, bu sayının bu yıl sonuna kadar 305.000'e ulaşması bekleniyor.
Soylu, hükümetin amacını herkesi kayıt altında tutmak olduğunu söyledi. Türkiye’nin açık kapı politikası devam ediyor, dedi. 2017'de yaklaşık 485.000 yeni kayıt yapıldı, 2018'de bu sayı 280.000 idi. “Bu yıl 70.000 yeni kayıt var. Başka bir deyişle, akış devam ediyor. Ancak Suriye'deki iki askeri operasyon sayesinde güvenli bölgeler yarattığımız için gönüllü geri dönüşler de var ”dedi.
Ancak, kayıt dışı ekonomisi açısından mülteciler için cazip olan kentte aşırı bir sıkıntı yaşanmaması için İstanbul'a yeni kayıtlar durduruldu. Soylu, “İstanbul gayrı resmi çalışmalar nedeniyle neden cazip, kayıt dışı istihdama karşı mücadele etmeliyiz” dedi.
Şimdiye kadar 102.000 Suriyeliye Türk vatandaşlığı verilmiştir. Soylu, Suriyelilerin yüzde 70'inin ülkesine geri dönmek istediklerini söylerken, birçoğunun Türkiye'de yaşamlarının geri kalanında ne kalacağı konusunda bir tahminde bulunmadığını belirtti.
İçişleri bakanı, göç, terör ve uyuşturucu yollarının bir araya geldiğini ve bu yolların hem hedefinin hem de hedefinin Türkiye olduğunu belirtti.
Bakan, Batılı ülkeleri mülteci sorununun gerçek sebeplerine kayıtsız kaldıkları için suçladı ve onları giden göçün ana kaynağı olan bölgelerde refah ve istikrarı geliştirmek için harekete geçmeye çağırdı. Batı’nın mültecileri sınırlardan uzak tutma politikası sürdürülebilir değil. Türkiye’nin göç konusunda en üst düzey yöneticilerine göre, Avrupa’nın 2018’de nispeten kolay bir yıl geçirmesine rağmen, mültecilerin gelişi bakımından bu eğilimin devam edeceğine dair bir garanti yok.
"Belediye Başkanları" nın kaldırılması yasal
Halk Demokrasi Partisi (HDP) 'nin terör örgütünü destekleme soruşturması yapan adayları aday göstermesi, devlete, yasaya ve demokrasiye açık bir meydan okuma olduğunu söyledi. Soylu, üç belediye başkanını Ağustos ayındaki görevden alma kararıyla ilgili olduğunu söyledi. 0,19.
Soylu, “Amacımız demokrasinin kötüye kullanımını önlemek” dedi.
Güneydoğudaki Diyarbakır ve Mardin belediye başkanları illeri ve Doğu Van ili - Adnan Selçuk Mızraklı, Ahmet Türk ve 31 Mart yerel seçimlerinde ezici çoğunluklarla seçilen Bedia Özgökçe Ertan ilçeleri askıya alındı.
Soylu, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), soruşturma altında olan ancak kesin bir mahkumiyet olmadan aday gösterilmesini kabul edebilir, dedi. Soylu, Anayasa’nın 127. Maddesinde ise terör eylemleriyle ilgili soruşturma sürdüğü sırada belediye başkanını askıya alma yetkisini verdi. “Suç faaliyetleri varsa, yasal işlemin bitmesini beklerken bu faaliyetlere göz yumar mıyız? Bu önleyici bir önlem olarak alınmaktadır ”dedi Soylu.
Bakan, kararın belediyeler yasasının 45. ve 47. maddelerine uygun olarak alındığını savundu.
Cumhurbaşkanı, İspanyol mahkemelerinin Bask ve Katalan siyasetçilerine karşı örneklerini göstererek, kararın uluslararası normlara da uygun olduğunu söyledi.
“Ahmet Türk'ün (Mardin belediye başkanı), (önceki belediye başkanlığından) askıya alındığı bilgisine rağmen, kendisi hakkında yedi ayrı soruşturma olmasına rağmen; Yine aday olarak aday gösterildi. Mesaj açıktır: bu devlete, yasaya meydan okumaktır ”dedi.
“Demokrasi bir Truva atı değil. HDP demokratik süreçleri kışkırtır ”dedi.
İçişleri bakanı, hükümetin önceki yıllara karşı çıkan "belediye başkanları" olarak atandığını söyledi.
İçişleri bakanı, hükümetin “ombudsman” teriminin önceki kullanımına itiraz eden “belediye başkanları” atadığını söyledi.
Soylu, bölgedeki yaşamın her zamanki gibi devam ettiğini ve “Neden insanlar sokağa çıkmadı?” Dedi. Çünkü hepsi biliyorlar ki (askıya alınmış belediye başkanları) terör örgütü ile işbirliği yapıyorlar. ”
Soylu ayrıca, bu belediye başkanlarının 31 Mart seçimlerinde oyların büyük çoğunluğunu niçin aldıkları konusunda da kendisi sorusunu gündeme getirdi.
“İstanbul'da Adalet ve Kalkınma Partisi politikalarını onaylamayan insanlar olduğu gibi, Güneydoğu'da da bize oy vermek istemeyen benzer insanlar var. Alternatif olmadığından, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bölgede bulunmadığından HDP'ye oy veriyorlar. HDP'ye oy veren herkesin (yasadışı) PKK ideolojisini desteklediğini iddia edemeyiz. ”
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.06.04 09:36 NewsJungle Türkiye'nin Suriye'deki yeniden yapılanma süreci dünya için bir model

Türkiye, evlerini terk etmek zorunda kalan Suriyelilerin hayatta kalma çabaları nedeniyle dünya çapında en fazla takdir gören bir ülkedir. 4 milyondan fazla Suriyeli barındıran ve sürmekte olan çatışmaya rağmen, ihtiyaç duydukları milyarlarca doları harcayan Türkiye, artık Türk kontrolündeki bölgelerde Suriyeliler için müreffeh yerleşimler ve kalıcı yaşam koşulları kurmaya çalışıyor. Nitekim, Türkiye'nin Suriye'deki yeniden yapılanma modeli, hızlı bir şekilde çalıştığı ve bölgeleri kısa sürede tekrar yaşanabilir kıldığından, dünyadaki diğer çatışma sonrası alanlara kıyasla birçok açıdan benzersiz özellikler içermektedir.
Örneğin, Afganistan ve Irak'ın yeniden inşası hala eksik ve yaşam standartları, savaş öncesi koşullara göre yetersiz. Bu bağlamda, Bosna, Afganistan, Irak ve nihayet Suriye gibi çatışma bölgelerinde sivil nüfus, savaşçı kuvvetlerin insafına bırakıldı. Göç etmek zorunda kaldılar ya da göç etmekten başka çareleri yoktu ve insanlık dışı muameleye maruz kaldılar. Hala çok yeni olmasına ve zamanımızın en büyük çatışmasına rağmen, gerçekte Suriye iç savaşının başlamasından bu yana neredeyse on yıl geçti. Çatışma, 500.000'den fazla insanı öldürdü ve 5 milyondan fazla insanı kaçmaya zorlarken, yaklaşık 7 milyonu yerlerinden olmuş durumda. Bazıları Avrupa'ya Ege ve Akdeniz denizlerinden ulaşmaya çalıştı, ancak Yunanistan ve bu denizleri çevreleyen diğer ülkelere giderken yüzlerce kişi öldü.
Yine de, ülkeyi terk eden birçok kişi varken, 320.000'den fazla Suriyeli mülteci, Türk askeri operasyonları ve restorasyon çalışmaları ile terörist unsurlardan kurtarılan memleketlerine geri döndükleri için Suriye'ye geri dönen bazı kişiler de oldu.
Suriye'deki mültecilerin geri dönüşleri yakın zamanda Türkiye'nin iki operasyonundan sonra mümkün oldu: Fırat Kalkanı Operasyonu ve Operasyon Zeytin Şubesi. Türkiye, Fırat Kalkanı Operasyonunu 2016 yılında Fırat'ın batısındaki El-Bab ve Cerablus gibi bölgeleri DAEŞ'ten ve PKK'ya bağlı Halk Koruma Birimlerinden (YPG) temizlemek için başlattı. Ancak Zeytin Şubesi Operasyonu, terörist unsurların bölgesini temizlemek için 2018 yılında kuzeybatı Afrin iline doğru başlatıldı.
Operasyonların ardından Türkiye, sağlık ve eğitim kurumlarının yanı sıra şehirlerin altyapısını yeniden kurma çabalarına da katılmıştır. Okullar yenileniyor ve bir hastane inşa ediliyor. Faaliyetler, komşu ülkelerden memleketlerine dönen Suriyelilerin sayısını arttırdı. Türkiye, çadır kamplarında yaşayan mültecilerin yanı sıra kamp dışında yaşayan mültecilerin ihtiyaçları için bugüne kadar 35 milyar dolardan fazla para harcadı. İnsani yardım, kuzeybatı Afrin ve İdlib'deki 368 merkezde ve Fırat Kalkanı Operasyonu ile temizlenen bölgelerde 285 merkezde devam etme çabalarını sürdürüyor.
Artık Türkiye, tüm dünya için bir model olabileceği için devam eden çatışmalar sırasında bölgeye sürdürülebilir refah ve gelişme getirme çabalarını yoğunlaştırmıştır.
Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde profesör ve Siyasi, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (SETA) tarafından yayınlanan "Türkiye'nin Suriye için Yeniden Yapılanma Modeli" raporunun yazarı olan Dr. Murat Aslan, Suriye'deki yeniden yapılanma çalışmalarını ele alıyor. Aslan, "Türkiye'nin Suriye'deki yeniden yapılanma modeli dünyada benzersiz ve uyuşmazlığın hala devam etmesine paralel değil." Dedi.
Türkiye'nin kuzey Suriye’deki askeri ve diplomatik faaliyetlerinin dört ana amacı olduğunu belirten Aslan, şunları özetledi: Türkiye'nin sınır güvenliğini sağlamak, terör örgütlerini yok etmek, ülkelerini terk eden Suriyelilerin geri dönüşü için güvenli bir ortam oluşturmak ve güvenliğin sağlandığı bölgelerde yaşamın sürdürülebilirliği.
Aslan ayrıca, raporun hazırlanmasında Türk sivil toplum kuruluşları (STK'lar), Türkiye ve Suriye'deki sınır şehirlerinin yerel yetkililerinin Gaziantep gibi Türkiye ve Suriye'deki Kızılay ve AFAD gibi insani yardım kuruluşlarına danıştığını belirtti.
“Yeniden yapılanma çabaları, aylarca süren askeri operasyonlarla eşzamanlı olarak başlatıldı ve operasyonlardan sonra da devam etti. Silahlı kuvvetlerle birlikte, tüm devlet kurumları, hevesli sivil toplum kuruluşları ve bir dizi uluslararası kuruluş bu çabaların bir parçası olarak koordinasyon içinde yer aldı. kapsamlı bir angajman / operasyon anlayışıyla, "dedi. Aynı zamanda Türkiye'nin komşu illerindeki devlet dairelerinin ve belediyelerin, ulusal düzeyde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların ve ayrıca sivil toplum kuruluşlarının seferber edildiğini de sözlerine ekledi.
Suriye'deki mevcut krizin barış inşası, insani ihtiyaçlar ve yeniden yapılanma süreçleri açısından detaylandırılması, İbn Haldun Üniversitesi'nde doçent olan Talha Köse, Irak ve Afganistan modellerinin Suriye ile karşılaştırıldığında oldukça etkisiz olduğunu söyledi.
"Etkisizliğin sebeplerinden biri kaynakların görev için adil bir şekilde dağıtılmamasıdır. Uluslararası aktörler belirli aktörleri seçti ve gerilimleri ve şikayetleri ortaya çıkaran bazılarını dışladı. Bu nedenle çatışma derinleşti ve siyasi geçiş başarılı olamadı" Köse dedi. Aslan, dünyadaki ihtilaflı alanlarda böyle bir örnek olmadığını belirtti. "Çalışmamız sırasında Irak, Afganistan modelleri analiz ettik. Bununla birlikte, özellikle çatışmalar devam ederken herhangi bir yeniden inşa etme çabası bulamadık. Daha önce hiçbir ülke Türkiye gibi bir model bulamadı." Dedi.
Irak ve Afganistan'da güvenlik odaklı bir yeniden yapılanma stratejisinin bulunduğunu vurgulayan Aslan, Türkiye'nin Suriye'deki modelinin yukarıda belirtilen örneklerin aksine insani ihtiyaçlar, ihtiyaçlar ve özgüvene dayandığını vurguladı.
“Bugün, savaşçılarla birlikte siviller, şiddetin ve çatışmaların hızından her zamankinden daha fazla etkileniyor. Günümüzdeki çatışmalarda, aktörler ve faktörler karmaşıklaşıyor ve özellikle sivillerin korunmasına yönelik evrensel değerler itiliyor Bu bağlamda, Bosna, Afganistan, Irak ve son olarak Suriye gibi çatışma bölgelerinde sivil nüfus, savaş güçlerinin insafına bırakıldı, göç etmek zorunda kaldılar ya da seçim yapmadılar. ancak göç etmek ve insanlık dışı muameleye maruz kalmaları ”dedi. Aslan ekledi.
Türkiye'nin Suriye'deki insani ve yeniden yapılanma çalışmalarındaki farklılıklara dikkat çeken Köse, Türkiye'nin devlet, devlet dışı, dini, eğitim kurumları ve STK'ları ile tam eşgüdüm içinde sahada çok çeşitli yerel aktörlerle çalıştığını vurguladı. “Türkiye, insani çalışma alanında eşsiz bir deneyime ve yüksek kapasiteye sahip. Bu, barış inşası süreçlerine saygın bir katkı sağlıyor. Somali, Türkiye'nin katkısı olan önemli bir örnekti” dedi.
Türkiye'nin yeniden yapılanma stratejisinin benzersizliğine dikkat çeken Aslan, Türkiye dışında hiçbir ülkenin ihtilaflı bölgeleri koruduktan hemen sonra uygulanan tarımsal, eğitimsel, sosyal ve ekonomik projelere öncelik verdiğini belirtti.
“Türkiye önce insan güvenliği ve insani ihtiyaçların önceliklerini önceliklendiriyor, sonra bunu sürdürmek için her türlü önlemi alıyor. Çatışma devam ederken, Türkiye hızlı bir şekilde kalkınma projeleri yürütüyor ve daha sonra önceden var olan koşulları kurtarıyor. Türkiye buna ne kadar çok önem veriyor. Bu yönleriyle Türkiye, ABD, İran, Rusya, [Suriye] rejimi ve Suriye'deki diğer aktörlerden farklı "dedi.
Türkiye'nin başarısının kilit kavramları olarak "bütün yerel aktörlerle kapsayıcılık ve sinerjiyi" vurgulayan Köse, Amerika Birleşik Devletleri, uluslararası kuruluşlar ve yabancı aktörlerin her zaman "baştan aşağı" devlet ve barış inşası modellerini yapma eğiliminde olduğunu söyledi. Irak, Afganistan’da devam etmekte olan ihtilafları önlemek. Köse, "Ayrıca, bu uluslararası kurumlar ve bu alandaki yabancı aktörler kaynakları verimli kullanmamış ve başaramamışlardı. Buna karşın, Türkiye, bunlarla karşılaştırıldığında sınırlı kapasiteyle daha fazla etkinlik elde etti" dedi.
Kuzey Suriye’de Türkiye’nin yeniden yapılanma projeleri konusunda eğitim faaliyetlerine, meslek okullarına ve eğitime öncelik verilmiştir. Örneğin, Jarablus şehir merkezi ve çevresindeki köylerde bir meslek yüksekokulu, dört lise, 12 orta okul, 98 ilkokul ve bir eğitim merkezi açıldı.
Sosyal hizmetler kapsamında engelli çocuklar için erişilebilir yaşam merkezleri inşa edilmiştir. Halk Eğitim Merkezi anaokulu, bilgisayarlarda dört ders, Türkçe, kuaförlük, dikiş ve nakış kursları içermektedir. Türkiye'den kırk dört öğretmen, 60 okulda öğrenciler için ve yetişkinler için altı merkezde Türkçe öğretmek üzere görevlendirildi.
“Türkiye'nin modeli, Suriyelilerin evlerine geri dönüşlerini de hızlandıracak. Mesela, şu anda Azzaz ve El Bab'a yoğun bir geri dönüş talebi var, buradaki başarılı rekonstrüksiyon projeleri nedeniyle. Manbij'den İdlib'e, sınırları boyunca, Suriyeliler arasında güven ve özgüven sağladı ve yerlerinden olmuş veya göç etmiş Suriyelilerin güvenli bir ortama geri dönmesi için zemin hazırladı. "dedi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.04.02 19:29 NewsJungle Seçimler yapıldı, ileriye bakma zamanı

Türkiye, Pazar günü yüzde 80'in üzerinde katılım oranıyla tarihi bir belediye seçimi yaptı. Halkın İttifakı seçmenlerin yüzde 52'sini aldı, çünkü seçmen ekonomik sıkıntı ve uluslararası bir karalama kampanyası sırasında siyasi istikrarın ardındaki ağırlığını, Cumhuriyet'in 2023'teki Cumhuriyet öncesi seçiminde son seçimlerinde aldı.
2014 belediye seçiminde PKK’nın siyasi kanadı olan Halkların Demokrat Partisi (HDP), kitlesel halk barış süreci zemininde tarihi bir zafer kazandı.
Ertesi yıl yapılacak parlamento seçimlerinde de benzer başarılar elde etti. Yine de terör örgütü PKK'nın şiddete dönüşü ve HDP liderliğinin grubun yıkıcı kentsel savaş kampanyasına desteği popüler öfkeye yol açtı. Dahası, HDP'ye bağlı belediye başkanlarının terör finansmanı ve işe alım çabalarını engellemek için bağımsız mütevellilerle değiştirilmesi, yerel topluluklardan sıcak bir karşılama aldı. Sonuç olarak AK Parti, Şirnak ve Bitlis de dahil olmak üzere eski PKK kalelerinde, sonunda terörizme boyunduruğuna karşı konuşabilecek yerel halkın desteğiyle belediye başkanlığı yarışları kazanabildi.
Batı medyası, Mart 2019 belediye seçimlerinde geleneklerden kopmadı. Bir kez daha, kendi ilan ettiği "Türkiye uzmanları", ülkedeki siyasi durumla ilgili küresel izleyiciyi yanılttı. Son haftalarda, milyonlarca insan utanmadan, Türk ekonomisine karşı süren saldırı ve terör tehdidinin devam etmesi nedeniyle Erdoğan'ın ciddi bir yenilgiye uğrayacağı iddiasına maruz kalmadı. Ancak seçim sonuçları, Halk İttifakının kampanyasını ulusal hayatta kalma meselesi etrafında inşa ederek doğru çağrı yaptığını gösteriyor. Mesaj, ülkenin ağırlıklı olarak sağ eğilimli seçmenlerine açık bir biçimde cevap verdi - bu da Daily Sabah okurlarına sürpriz olmamıştı.
Sonunda, seçmenlerin bir kez daha yanlış oy kullandıklarını kanıtladı. İngiltere’nin 2016’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Avrupa Birliği’nden ve Donald Trump’ın zaferinden ayrılmasını öngörmekte başarısız olan anketörler, bu hafta sonu Türk seçmenlerin davranışlarını doğru bir şekilde yansıtamadılar.
Buna karşılık en büyük kazanan ise Türkiye demokrasisi oldu.
Son haftalarda, sayısız cezaevi, konuşma başkanları ve koltuk generalleri, Türkiye'nin özgür ve adil seçimlerinin doğası hakkında sorular sormaya çalıştı. Temelsiz suçlamalarına rağmen, tüm kökenden gelen politikacılar belediye başkanlığı seçimlerine itiraz edebildiler. Hem oylama prosedürü hem de sayım şeffaf bir şekilde ve tüm siyasi partilerin temsilcilerinin huzurunda gerçekleşti. Sonunda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) liderliğindeki Ulus İttifakı, Ankara ve Antalya gibi önemli metropol bölgelerini kazanmayı başardı. Solun, Mansur Yavaş gibi merkez sağ politikacılara ihtiyaç duyması için Halk İttifakı'nın gücünü tekrar teyit etmesi gerekiyordu. Türk Komünist Partisinin (TKP) Fatih Mehmet Maçoğlu, görevdeki HDP'ye karşı belediye başkanlığı yarışını kazandığı Tunceli'de bir başka ilginç gelişme yaşandı.
submitted by NewsJungle to Turkey [link] [comments]


www.youtube.com SESEGEL İLE PES 2020 - TAKIMLARIMIZI SİRİ SEÇİYOR ... MEVZULAR (Yerel S.Ö.) - İstanbul Büyükşehir Belediye ... Yerelin kıymetini bilen proje: Gastro-Tire FOREST TARZI HAYATTA KALMA OYUNU  GREEN HELL TÜRKÇE MİNECRAFT 2 KİŞİ OYNAMA (HAMACHİ'SİZ) / SERVER KURMA1 ... HANGİSİ ÖLDÜRÜR ?? (Seçimini Yap) - YouTube İnci Tarlası - YERALTICRAFT Bölüm 6 w/OguzAslan - YouTube Minecraft Survival - Bölüm 8 - Yerel iksirci Odada Kilitli Kaldım Challenge Yerde Lav Var Dila Kent ...

Gurbetçiler dikkat! Yabancı plakalı araçların yurtta kalma ...

  1. www.youtube.com
  2. SESEGEL İLE PES 2020 - TAKIMLARIMIZI SİRİ SEÇİYOR ...
  3. MEVZULAR (Yerel S.Ö.) - İstanbul Büyükşehir Belediye ...
  4. Yerelin kıymetini bilen proje: Gastro-Tire
  5. FOREST TARZI HAYATTA KALMA OYUNU GREEN HELL TÜRKÇE
  6. MİNECRAFT 2 KİŞİ OYNAMA (HAMACHİ'SİZ) / SERVER KURMA1 ...
  7. HANGİSİ ÖLDÜRÜR ?? (Seçimini Yap) - YouTube
  8. İnci Tarlası - YERALTICRAFT Bölüm 6 w/OguzAslan - YouTube
  9. Minecraft Survival - Bölüm 8 - Yerel iksirci
  10. Odada Kilitli Kaldım Challenge Yerde Lav Var Dila Kent ...

Oğuz : https://www.youtube.com/channel/UCnVUwPN2F149BhG2PomcRoA Discord : https://discord.gg/snnkcl İletişim : [email protected] Her gün yeni video. Vide... Bugün sizlere Minecraft'ta arkadaşlarınızla beraber oyun oynamayı öğrettim. ATERNOS : https://aternos.org/tr/ BİR ÖNCEKİ VİDEOM : https://www.youtube.com ... İzlediğiniz için teşekkürler :) seri devam ediyor ... Video içeriği : -İksir masası yapımı -Patlayıcı zehir iksiri -Cam şişe -Kazan yapımı -Ve iksiri G Loony'nin üstünde denemek :D. Green Hell hikaye modu Türkçe oynanış inceleme. Vahşi orman şartlarında ve tehlikeli yerel kabile lere karşı hayatta kalma. The Forest tarzı oyunlar. Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Odada Kilitli Kaldım Challenge Yerde Lav Var Dila Kent. Odada kilitli kaldım challenge yaptık bu sefer Yerler lav oynadık. Yerlere basmadan odadan kurtulmaya... Selam arkadaşlar ben Furkan! Bugün Sesegel yani Hasan Mustan ile birlikte Pes 2020 de takımlarımızı Siri ye seçtirerek maç yapıyoruz. Umarım izlerken eğlenir... Bölgenin yerel ürünleri ve büyüklerden kalma tariflerle bugünün öğretisini birleştiren Serkan Çakır anlattı... Video: Sinan Hamamsarılar Category MEVZULAR (Yerel S.Ö.) - İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı EKREM İMAMOĞLU 👉Babala TV YouTube kanalına abone olmak için: https://bit.ly/BabalaTV Sosyal... Bugün HANGİSİ ÖLDÜRÜR ?? (Seçimini Yap) Video sunda birlikteyiz.Çok eğlenceli ve komik bir video oldu.Umarım efsane trend veya popüler listesinde görürüz. ...